3 Kasım tarihinde, Sayın Müftümüzün cevaplandırması için 4 soru sormuştum. Sayın Müftülüğümüz çok doyurucu, tatmin edici cevap verdiği gibi bir de Diyanet İşleri Başkanlığının fetva niteliğindeki belgesini eklemişler. Cevabını...

3 Kasım tarihinde, Sayın Müftümüzün cevaplandırması için 4 soru sormuştum. Sayın Müftülüğümüz çok doyurucu, tatmin edici cevap verdiği gibi bir de Diyanet İşleri Başkanlığının fetva niteliğindeki belgesini eklemişler. Cevabını istediğim hususları madde madde cevapladıklarından ben de bu sıraya riayet ederek ve özetleyerek aynı zaman da herkesin anlayabileceği şekilde kamuoyuna sunacağım:
1- "Ezanın merkezi sistemde okunmasına 15 yıl kadar önce, DiB'nca karar verilmiş ve yurt genelinde uygulanmaya başlanmıştır. Ancak, gelinen noktada kademeli olarak bu uygulamadan vazgeçilmeye başlanmıştır. Ezanın merkezden veya tek yerden okunmasında namazın sünneti olma bakımından herhangi bir eksiklik söz konusu değildir. Ezan, İslam’ın şiarlarından birisidir. Ezan da aslolan namaz vaktinin girdiğinin Müslümanlara duyurulmasıdır. Asrı saadette ezan yalın sesle okunurdu. Aynısı uygulanmağa başlansa şimdi kimse ezanı duymaz olur."
2- "Ezan duasının müezzin tarafından okunması hususu; Ezan ve kamet vakit namazlarında sünnettir. Peygamberimiz duayı okuyan kişiye şefaatinin hak olacağını bildirmiş, Efendimizin uygulamalarında da böyle bir uygulamaya rastlanmamış, bu duayı herkesin kendisinin okumasının onun için bu duanın cemaat tarafından ezberlenmesi teşvik edilmiştir."
3- Cuma namazından sonra zuhr’i ahir namazının kılınıp kılınmaması hususunda ise şu açıklama yapılmıştır: “Zuhr-i ahir namazı, son öğle namazı demektir. Cuma namazı öğle namazının vaktinde kılınıp, onun yerini tuttuğuna göre, ayrıca bir son kılınmamasının esası şudur. Hz. Peygamber’den ve ilk dönemlerden gelen rivayetler arasında zuhr-i ahir diye bir namaz yoktur. Cumanın her yerleşim birimin de tek bir camide kılınması namazın sahih olması için şart görüldüğü takdirde, bir şehirde sadece bir camide Cuma namazı kılmanın da artık imkansız hale geldiği göz önünde bulundurulursa, bir şehirde birkaç camide kılınan namazlardan sadece birinin sahih, ötekilerin batıl olması kaçınılmaz olur. Cuma namazı batıl olan kişilerin de öğle namazını kılmaları gerekir. Hangisinin sahih, hangisinin batıl olduğu bilinmediğine göre, hepsinin ihtiyaten yeniden öğle namazı kılması en uygun çözümdür."
Bunlar belirtildikten sonra, geniş bir açıklama yapılmaktadır ve konu şöyle açıklığa kavuşturulmaktadır: "Böyle olunca, her bir cami de kılınan Cuma namazının ayrı ayrı sahih olması, bu yönden araların da bir fark gözetilmemesi esas olup Cuma namazı kılanların ayrıca son öğle namazı (zuhr-i ahir) kılmaları gerekmez. Bununla birlikte zuhr-i ahir kılmaya da bir engel yoktur. Dileyen dört rekat zuhr-i ahiri ,iki rekat da vakit sünneti kılar.”
4- "Cuma namazının sahih olmasının şartlarından birisi de namazdan önce hutbe okumaktır. Hutbe ikidir. Her iki hutbenin arası bir oturuş ile ayrılır. Her birinde Allah’a hamd edilir, kelime-i şehadet okunur ve salavat-ı şerife getirilir. Birinci hutbede ayet okunarak vaaz ve nasihat yapılır. İkinci hutbede müminlere dua edilir. Hutbenin sünnetlerinden birisi de ikinci hutbede müminleri af ve mağfiret etmesi, onlara afiyet ve esenlik vermesi ve onları muzaffer kılması için Allah’a dua etmek vardır. Ülkemiz de on yıldan beri ikinci hutbede Türkçe olarak dua edilmeye başlanmıştır. Aslolan cemaatin ellerini kaldırmadan içlerinden amin demesidir.”
Müftülüğümüzün uzun izahatını özetleyerek anlatmaya çalıştım. İnşallah, herkes bu izahatımızdan esinlenir ve bugüne kadar bilmediğimiz veya yanlış bildiğimiz 4 konu hakkında doğru bilgi öğrenmiş olur. Dini konular çok dikkat ve çok bilgi isteyen çok hassas konulardır. Onun için bilmediklerimizi, bu konu da uzman olan kişilerden öğrenmemiz gerekir. Dini konular da en yetkili kişiler Müftülerimiz ve Müftülük makamıdır. Büyük bir emek sarf ederek, bilmediğimiz konularda bilgi lütfunda bulunan Müftümüz Sayın Ahmet Hamdi Başpınar ve vaiz efendilere teşekkürü borç biliyorum. Allah hepsinden razı olsun.