Yıllar sonra güzel Alanya'ya yeniden 'Merhaba” diyebilmek ne hoş. Alanya öylesine gelişti ki son yıllarda, bir yerden bir yere giderken yolumu yitirir oldum. Edirne'den Van'a tüm Anadolu'yu yeniden dolaştım son sekiz yılda....
Yıllar sonra güzel Alanya’ya yeniden “Merhaba” diyebilmek ne hoş. Alanya öylesine gelişti ki son yıllarda, bir yerden bir yere giderken yolumu yitirir oldum.
Edirne’den Van’a tüm Anadolu’yu yeniden dolaştım son sekiz yılda. Sanırım Alanya kadar hızlı gelişeni yok içlerinde. En azından ben öyle duyumsadım.
Geçtiğimiz günlerde Alanya Ortaokulu 1960-61 mezunlarını buluşturan bir yemeğe katıldım. Alanya’yla buluşmak kadar onlarla buluşmak da güzeldi. 40-50 yıldır görmemiştim çoğunu. Göbeklisi, keli… Çoğumuzun saçları ağarmış. Birbirimizi tanımakta zorlandık doğrusu. Eh elli yıl bu, iz bırakmadan geçip gidecek değil ya… Hepimiz de “eski eser” statüsüne girmişiz. Çok keyifli bir gece geçirdik ama.
“Eski eser” deyince aklıma takıldı. 1985’te Batı Akdeniz’in geleneksel mimarisiyle ilgili bir belgesel film için geldiğimde Alanya son durağımdı. Aydınlık yüzlü pek çok eski Alanya evi vardı o zamanlar bahçelerin arasında. Şimdi baktım da Hacıkadiroğlu’ların, Azakoğlu’ların ve Tokuş’ların evinden başkası kalmamış ayakta. Bunlar da, çevresi koca koca binalarla sarılmış, gözlerden gizlenmiş adeta.
Yol üzerinde gördüğüm iki üç ev var, yıkılma noktasında. Hele biri, yanlışlıkla sırtını dayasan, tepene çökecek. Kala kala onlar kalmış eski Alanya’dan.
Merak ettim, belediye niye bu birkaç evi istimlak edip restore ettirmez, diye. Böyle bir kentte o kadar çok işlev kazanabilir ki öyle evler. Ama sanırım birinin böyle bir girişim için başa geçip ter dökmesi, emek harcaması gerekiyor. Yazmayla, söylemeyle olacak şeyler değil…
Bir de motosikletlerden oluşan trafik canavarı çekti dikkatimi. Hele bazı modellerin cayırtılı egzost sesleri, gecenin karanlığını yırtıyor adeta. Oysa motoru sessiz çalışan pek güzel motosikletler var piyasada. Adam ille istiyor ki o cayırtılı ses kuyruğuna takılsın…
Motosikletliler hiçbir kural tanımıyorlar gördüğüm kadarıyla. Hız sınırı falan da yok onlar için.
Nedir bilemiyorum ama bir önlem alınmalı mutlaka bu konuda.
Bu dağınık “merhaba” yazısında kıyıda balık avlayanlara da değinmeden geçemeyeceğim: Parmak boyunda, hatta daha küçük mırmırlar yakalıyorlar kıyıda. İçlerinden birine suya geri atmasını önerdim. “Kızartınca çıtır çıtır, pek lezzetli oluyor,” dedi. Baktım on kadar balık var kovasında. Hepsi aynı boylarda.
Ergenleşip yumurtlamamış balıkları avlamak, balıkçılığımızı sırtından vurmak demek. Yazık…
Evet, güzel Alanya’ya “merhaba” yeniden.
Ben ne mi yapıyorum burada? Çocuklar için kitap yazıyorum. Çok keyifli bir işle uğraşıyorum yani. Özkan Kırtasiye’ye yolunuz düşerse, bir öbeğini bulabilirsiniz orada.