TÜRKİYE’NİN kuzeyinde, Samsun’dan başlayıp Sarp Sınır Kapısı’na kadar uzanacak olan Karadeniz Hızlı Tren Projesi yıllardır ülkenin gündeminde.
Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’i demir ağlarla örecek; Samsun-Trabzon arasını 2 saate, Trabzon-Ankara arasını ise 4,5 saate indirecek bu devasa yatırım hem yolcu hem de yük taşımacılığına hitap edecek modern bir vizyonun ürünü.
Elbette bu projeyi kıskanmıyor, bilakis canı gönülden destekliyoruz. Ülkenin her karışının modern ulaşım ağlarıyla donatılması, refahın Anadolu’nun dört bir yanına yayılması memnuniyet vericidir. Ancak madalyonun diğer yüzüne, yani Türkiye’nin sırtını yasladığı devasa ekonomik ve stratejik merkezlere baktığımızda, ortada derin bir çelişki ve üvey evlat muamelesi göze çarpıyor.
Antalya ile Gazipaşa arasına bir bakalım…
Burası sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en kıymetli tarım havzalarından biri; Türkiye’nin kışlık kileri. Peki ya turizm? Akdeniz’in kalbi, dünya turizminin başkenti Antalya, bu toprakların hayatiyetini sırtlıyor.
O halde, Karadeniz’in 6 ili ile Akdeniz’in devi Antalya’yı resmi rakamlarla masaya yatıralım ve bize yapılan adaletsizliği kendi gözümüzle görelim.
Doğu Karadeniz Hattı (Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin): Yayla turizmi, doğa sporları ve eşsiz yeşil örtüsüyle özellikle Körfez ülkelerinden gelen turistlerin odak noktası olan bu 6 ilin yıllık toplam konaklayan (yerli + yabancı) turist sayısı ortalama 3,5 milyon ila 4,5 milyon bandındadır.
Bölgenin lokomotifi Trabzon, yıllık 1,3- 1,5 milyon misafir ağırlarken; Ordu, Rize ve Artvin gibi illerimiz ise 300 bin ile 700 bin arasında değişen turizm potansiyeline sahiptir.
Antalya: “Deniz-kum-güneş" turizminin yanı sıra kongre ve spor turizmiyle 12 aya yayılmış devasa bir hacme sahip olan Antalya, 2025 yılını tek başına 17 milyon 122 bin 548 yabancı ziyaretçi rekoruyla kapatmıştır.
Rusya, Almanya, İngiltere ve Polonya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanı ağırlayan bu şehir, Türkiye ekonomisinin can damarıdır.
Bugünlerde Antalya’da yine aynı tartışmayı yaşıyoruz: Antalya-Alanya Otoyolu nereye kadar devam etsin, nerede bitsin, yolculuk 36 dakikaya düşer mi?
Yıllardır dile getirilen ve nihayet yapımına başlanan bu yolda gişe kuyrukları mı? Alanya Garı’nda kahve keyfiyle dijital ekranda süzülen hızlı tren mi?
Karadeniz’e hızlı tren, çift yönlü yük ve yolcu taşımacılığı, modern tüneller ve viyadükler çok görülmüyor; aksine hak ettiği gibi yapılsın.
Fakat sıra Türkiye’nin sırtındaki bu devasa ekonomik yükü taşıyan Antalya-Alanya hattına geldiğinde, vizyon neden hâlâ paralı otoyollardan, asfalt yamalarından ve çileye dönüşen trafik kaosundan öteye geçemiyor?
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün asırlar ötesinden seslenen şu sözü bugün her zamankinden daha anlamlı: "Demiryolu refah ve ümran tevlit eder."
Bölgemizin en hayati ihtiyacı; yazın sıcakta balık istifi seyahat edilen karayolları, gişelerinde saatlerce kuyruk beklenen otoyollar değil; yolcuların bekleme salonlarında kahvesini yudumlayarak bindiği, yükün ise limanlara ve sanayiye kesintisiz aktarıldığı modern gar binaları ve hızlı tren hatlarıdır.
Türkiye’nin kışlık kilerine ve turizm başkentine hak ettiği demiryolu vizyonu ne zaman bahşedilecek? diye sormamız, haftalardır tartıştığımız avokado fiyatına bile katkı sunacaktır.
Esen kalın...