Değerli okurlar, dünkü yazımızda, insanlık dışı davranışların, kitle ölümlerine neden olan terör eylemlerinin, giderek insanların ve de toplumların bir kimlik üzerinden yola çıkarak ortaya koydukları, birbirlerine dönük güvensizliğin,...

Değerli okurlar, dünkü yazımızda, insanlık dışı davranışların, kitle ölümlerine neden olan terör eylemlerinin, giderek insanların ve de toplumların bir kimlik üzerinden yola çıkarak ortaya koydukları, birbirlerine dönük güvensizliğin, sevgisizliğin ve ölümcül saldırganlıkların nedenlerini sorgulamaya çalışmıştık.

İnsanın düşünen bir hayvan olduğu söylendiğine göre, düşüncesizlik ön plana çıkıp, düşünceyi askıya alan insanlar çoğalmaya başladığına göre, bu tür insanları hayvan olarak değerlendirebilir miyiz?

Böyle bir değerlendirme için, fare popülasyonuyla ilgili bir araştırmayı siz değerli okurlarımıza olduğu gibi aktarmakla yetiniyoruz:

“Wisconsin (Viskansın) Üniversitesi araştırma biyologlarından John Elmen (Can Emlin) ve öğrencileri, bazı eski binalardaki fare popülasyonlarını incelemişler.

Deney sırasında, her gün fare kolonisine 250 gram yiyecek vermişler, fareler hızla üremeye başlamış ve popülasyon büyümüştür.

Çalışma yapılan farelerin hepsi bir süre için boş binalarda kalmışlar.

Popülasyon artınca yiyecek sıkıntısı baş göstermiş.

Fare sayısı günde 250 gram yiyeceğin besleyebileceğinden fazla olunca, bazı fareler koloniyi terk etmiş.

Araştırmacılar göç hızının doğum hızına eşit olduğunu bulmuşlar.

Bu deney, deney bölgesinde, besinin popülasyon artışını kısıtlayabileceği fikrini vermiş.

Bu deney ayrıca, göç artışının, popülasyonu sabit bir düzeyde tutma rolü olduğu fikrini de verir.

Aynı araştırıcılar daha sonra bu deneye benzer deneyler yapmışlar.

Fakat bu defa farelerin göç etmelerini engellemişler.

Bu durumda yiyecek sıkıntısı baş gösterdiği zaman doğum hızı azalmış ve popülasyon artışı durmuş.

Besin sıkıntısının baş göstermesi hem göç hızını, hem de doğum hızını etkilemiş.

Her iki olayda da, son etki, popülasyonun büyüklüğünü dengelemektedir.

Üçüncü bir deney hazırlanmış ve bu defa fazla miktarda besin sağlanmış.

İkinci deneyde olduğu gibi göç önlenmiş ve popülasyon hızla artmış.

Burada yeni bir faktör önem kazanmaktadır.

Fare başına düşen alan ve elverişli yuva yerleri azalmıştır.

Koloniler kalabalıklaşmış.

Kavga ve birbirlerini yeme olayları şiddetle artmış.

Dişi fareler kendi yuva ve yavrularını ihmal etmeye başlamışlar.

Doğum oranının yüksek kalmasına rağmen, yavrularda ölüm oranı % 100’e yükselmiş.

Kavga ve birbirini yeme olaylarının sebep olduğu ölümler artmış ve doğum hızını dengelemiştir.”

Değerli okurlar, farelerin bu popülasyonu insanlar için de geçerli mi?

Günümüzdeki savaşları, cinayetleri ve de terör örgütlerinin acımasızlığını dikkate aldığımızda, insanların da hayvanlardan bir farkının olmadığını söyleyebilir miyiz?

İnsanın düşünen bir hayvan olduğu iddiasından yola çıkarsak, düşünceden yoksun olanları hayvan olarak kabul edip, insanlık dışı davranışlarını normal karşılamamız mümkün mü?

Çok daha önemlisi, denemediği bir şey kalmayan insanoğlu, acaba bir gün ‘İnsan’ olmayı deneyecek mi?