ESKİLER iyi bilir, Alanya'ya yeni yerleşmiş veya şehirden geçerken tesadüfen bu satırları okuyanlar için yazının girişinde minik bir bilgi vereyim. Günümüzde el üstünde tutulan, bir dediği iki edilmeyen, Alanya'ya gelmesi de, kalması...
ESKİLER
iyi bilir, Alanya’ya yeni yerleşmiş veya şehirden geçerken tesadüfen bu satırları okuyanlar için yazının girişinde minik bir bilgi vereyim.
Günümüzde el üstünde tutulan, bir dediği iki edilmeyen, Alanya’ya gelmesi de, kalması da, gitmesi de adeta olay olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Alanya’nın batısındaki Türkler Mahallesi’ndendir.
***
Eskiden köy olan, 90’lı yıllarda beldeye dönüştürülen, son olarak “kendisinin de kurucusu ve halen mensubu olduğu AKP tarafından” mahalleye dönüştürülen Türkler’in yaylası Söbüçimen’de dünyaya gelen Bakan Çavuşoğlu, aslında tabiri caizse “Beyaz Alanyalılar”ın yanında Alanya’nın zencisidir, negrosudur.
***
Çocukluğu koyun çobanlığı yaparak geçmiştir ama en büyük şansı babasıdır. Vizyonu ve ufku bugün pek çok Beyaz Alanyalı da bile olmayan baba Osman Çavuşoğlu’nun yönlendirmesiyle Özel Hamdullah Emin Paşa (ÖHEP) Koleji’ni dereceyle bitirmiştir, İngilizceyi burada adeta ana dili gibi öğrenmiştir ve bugün üstlendiği makamlara parayla pulla veya torpille değil, bileğinin gücüyle, zekâsıyla, girişkenliği ile gelmiştir.
***
(Torpili sevmemesi, torpil isteyene manalı manalı bakması, yeri geldiğinde terslemesi de belki sırf bu sebeptendir.)
***
Durun durun, bugün “Çavuşoğlu güzellemesi” yapmıyorum. Elbette, yaklaşık 25 yıldır Alanya’da yaşayan bir “Yerleşik Antepli” olarak Sayın Bakan’la en az sizin kadar ben de gurur duyuyorum ama diyeceğim mevzunun sonunu dinlemeden hemen peşin hüküm vermeyin, rica ediyorum.
***
Özbeöz Alanyalı olan, Alanya’nın bugün bile kırsalı sayılan Söbüçimen’de dünyaya gelip, çocukluğunda koyun çobanlığı yapan bir ismin bugün Türkiye’nin siyasetine yön veren birkaç önemli isimden biri olması elbette kendisi için de, bizim için de büyük bir olaydır, gurur vesilesidir.
Fakat diyeceğim şudur ki, biz, hevesi çabuk geçen bir memleketin evlatlarıyız.
Kızmayın, darılmayın, gücenmeyin ama ne yazık ki gerçek bu!
***
Neden böyle diyorum, izah edeyim.
Hani hatırlar mısınız, Sayın Çavuşoğlu henüz sıradan bir AKP milletvekili iken, henüz ne Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı, ne AKP Genel Başkan Yardımcısı, ne Avrupa Birliği Bakanı, ne de Dışişleri Bakanı olmadığı zamanlarda, yani henüz “bizim nazarımızda” şu anki popülaritesi yokken, bizim kimimiz vardı?
***
“Kimdi, kimdi? Kimdi yahu?” diye düşünenlere kolaylık yapayım ve şu mübarek günün hatırına sizleri çok fazla yormamak için cevabı ben vereyim.
Elbette; “Anne tarafından Alanyalı” olan Bülent Arınç’ımız vardı.
***
2001’de AKP kurulurken, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile beraber AKP’nin üçlü sacayağını oluşturan, ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı ve Başbakan Yardımcısı olan, gazetecilerin kendisiyle ilgili yaptıkları her haberin başına mutlaka ama mutlaka “anne tarafından Alanyalı” klişesini eksik etmediği, Alanya’da ne zaman bir yakın akrabasının düğünü veya cenazesi olsa iki eli kanda olsa mutlaka gelen Bülent Arınç’tan söz ediyorum.
***
Hani, takvimler 18 Kasım 2011’i gösterdiği gün…
Yani Sayın Çavuşoğlu henüz ne AKP Genel Başkan Yardımcısı değilken, ne AB Bakanı olmamışken, ne de Dışişleri Bakanlığı’nın kapısından geçmesi bile hayal edilmiyorken, bir önceki Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu tarafından, Alanyalı olan merhume annesi Sevdiye Arınç’ın adını taşıyan muhteşem bir sokak yaptırılan, açılış kurdelesi de bizzat kendisine kestirilen, Alanya’da o dönem el üstünde tutulan Bülent Arınç’tan söz ediyorum.
***
Eskiden, çooook ama çok eskiden Alanya’nın Ankara’daki ağası da, babası da, büyüğü de, hamisi de Bülent Arınç’tı.
Hatırlayın, “Bülent Abi” diyorduk da başka bir şey demiyorduk.
Çünkü…
Her ne kadar babası 1940’lı yıllarda Alanya’da görev yapan Manisalı bir astsubay olsa da, en azından annesi Alanyalı olduğu için bizden, içimizden biri olarak sayılıyordu ve bir zamanlar Alanya’da adeta el üstünde tutuluyor, sağ olsun kendisi de bu ilgiyi karşılıksız bırakmayıp Ankara’dan ne istesek ikiletmeden anında gönderiyordu.
***
Fakat… Alanya’da sünnetçisini bile bulup karşısına diktiğimiz, hatta o güne dair anılarını anlattırıp hislendiğimiz Bülent Arınç’a olan sevdamız çabuk bitti gibime geliyor.
“Ne yani, Bülent Arınç’ın üzerine gül kokladığımızı mı ima ediyorsun? Kokladığımız gül bizim gülümüz” diyenleri duyar gibiyim.
Elbette gül bizim gülümüz, başımızın tacı.
Ne istesek ikiletmiyor, sağ olsun anında yapıyor.
***
Fakat diyeceğim şudur ki benim pek kıymetli okuyucularım.
Ara sıra Bülent Abi’yi de hatırlayalım, sevgimizin “pazara kadar değil mezara kadar” olduğunu gösterelim.
Ki hem şu an gönüllerimizde şöhretinin zirvesinde olan Sayın Çavuşoğlu, hem de ondan sonra gelecek olan yeni nesil Alanyalı siyasetçiler, bizlerin, güneşi görünce hemen o yöne dönen günebakan çiçeklerinden olmadığımızı anlasın, bilsin, öğrensin.