TURİZM dibe vurdu. Ekonomimiz sallantıda. İşsizlik giderek artıyor. Ülke genelinde soygun, vurgun, cinayet neredeyse tavan yapmış durumda. Kimsenin kimseye güveni kalmadı. Hepimiz ok gibi gerginiz. Böylesine zor koşullar içinde, ayakta kalmaya...
TURİZM
dibe vurdu.
Ekonomimiz sallantıda.
İşsizlik giderek artıyor.
Ülke genelinde soygun, vurgun, cinayet neredeyse tavan yapmış durumda.
Kimsenin kimseye güveni kalmadı.
Hepimiz ok gibi gerginiz.
Böylesine zor koşullar içinde, ayakta kalmaya çalıştığımız bir süreçte.
Bir de, rejim değişikliği için, parlamenter sistem yerine başkanlık sistemini referandumda oylayacağız.
Böyle bir oylamaya gidilmesinin, halkın tercihinin ortaya konmasının herhangi bir sakıncası yok.
Özünde bu demokratik bir uygulama.
Ama gel gör ki, biz bu demokratik yaklaşımı bile yüzümüze gözümüze bulaştırdık.
Referandumla ilgili olarak EVET ya da HAYIR diyenleri hainlikle suçlama saçmalığı içine girip, siyasi kutuplaşmayı giderek toplumsal çatışmaya taşırken, salt bizi ilgilendiren bu konuyu uluslararası arenaya da taşıyıp orada da kutuplaşmayı tırmandırdık.
Tabii ki Hollanda’nın bakanlarımıza dönük tavrını onaylamamız mümkün değil.
Hollanda ve benzeri ülkelerin hükümetlerinin bize dönük tavırlarına hükümet ve toplum olarak tepki gösterirken, o ülkelerde Türk dostlarının olduğunu da dikkate almamızda yarar var.
Belli bir genelleme içinde Avrupa’yı suçlamak da yanlış.
Biz bu çıkışlarımızla, dağılmak üzere olan Avrupa’yı da bir araya toplama başarısını gösterirsek hiç şaşmam!
Baksanıza, Hollanda’nın rezilliği karşısında tüm siyasilerimiz bir yumruk olma gerçekçiliğini gösterdi.
Ama, bu tür krizleri tırmandırmanın, yaygınlaştırılmasının ve bunu bir efelenme noktasına taşımanın da bir mantığı yok.
Medya toplumsal tepkiyi tırmandırmak için yangına körükle gidiyor.
Demokratik toplumsal tepkiye eyvallah.
Ama, bireysel ya da birkaç kişi bir araya gelerek, medyada görünme ve de yiğitlenme adına, olmadık saçmalıklar içine girip, kimi ülkelere meydan okumanın, hakaretler yağdırmanın, portakal sıkmanın, mehter marşı çalmanın ve de efelenmenin bu ülkeye ve bu ülke insanına ne yararı olabilir ki?
Avrupa ya da İsrail’de ezan değil, ezanın hoparlörden okunmasının yasaklanması girişimlerini bizim medya “Ezan yasaklanıyor” diye vererek toplum galeyana getiriyor.
Halbuki bizde de Diyanet ezanın merkezden ve hoparlörden 80 desibeli geçmeyecek şekilde okunması kararını aldı.
Sözün özü, atalarımız "Öfkeyle kalkan zararla oturur" demiş.
Öfkemizi kontrol etmemizde yarar var.
Rusya’ya, İsrail’e dönük öfkelerimizin nelere mal olduğunu unutmamalıyız!