DEVLET memurları içerisinde en tehlikeli grup üçüncü sırada yer alanlardır. Yani
DEVLET
memurları içerisinde en tehlikeli grup üçüncü sırada yer alanlardır. Yani "Gelen ağam, giden paşam" diyen ilkesiz tiplerdir. Bunların parolası tayin, terfi ve makam için ne gerekirse o yapılır olarak bilinir. Davranışları, saygıları, sevgileri ve söyleyişleri hep bu parolaya bağlıdır. Utanma ve arlanma duygusundan yoksundurlar. Arkalarında siyasi erkten birilerinin var olduğunu sanırlar ama yanılmaktadırlar. Siyasi erk aptal değildir ve bu tiplerin neyin peşinde olduğunu iyi bilirler. Onlara her yola yatan tipler değil, sadık ve bağlı tipler gerekir. Üçüncü grup kimseye sadık ve bağlı olamayacağından siyasilerin işine yaradığı sürece sorun yoktur. Fakat işleri bittiğinde kağıt mendil kadar kolay kaldırılıp atılırlar.
İlk memurluğa başladığım yıllarda, emekliliği gelmiş bir ağabeyim bir konuşmasında "Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır" demişti. Bu söz yıllarca kulağımda kaldı ve bu süreç içerisinde devlet mekanizmasında bu sözün doğruluğunun onlarca defa tekrarlandığını gördüm. Son günlerde hep birlikte de görüyoruz. Kıyakçılığın memurluğa ilk başladığım yıllarda da geçerli akçe olduğunu yadsımayacağım ama bugünkü kadar olduğunu da söylemek mümkün değildir. Dün siyasete ve devlete kıyakçılık yapanlar bugün ellerinde kelepçelerle ayakçılık yapar duruma gelmişlerdir. Üstelik bizim gibi orta sınıf ülkelerde, orta sınıfta kaldığımız sürece devlet memurlarındaki kıyakçılığın da, ayakçılığın da sonu gelmeyecektir.
Sadece bugünkü siyasi iktidarı ve devlet erkini bu konuda suçlamak vicdansızlık olacaktır. Çünkü geçmişten ve bugüne kadar süregelen ve memurun aklını küçümseyip daha da kısıtlayan bir sürü tüzük, yönetmelik ve genel tebliğ mevcuttur ve bu iktidar da bunlara yenilerini eklemektedir. Bu tür davranışların genel sebebi yani idareci memurların tüzük ve yönetmeliklerle kısıtlanmasının gerçek sebebi devlet erkini oluşturan siyasi yapının, idareci memurların aklını yeterli görmemesi ve azıcık aklı olduğuna inandıklarının ise kendisine rakip olacağı korkusudur.
Gerçekler göz önüne alındığında inkar edilemez bir sayıda akıllı insanlarla doludur devlet memurluğu. Kendi yaratıcılıklarına izin verildiği takdirde 3. sıradaki devlet memurları hariç, hizmetin kalitesinin artacağı görüşündeyim. Fakat bu, tamamen tüm inisiyatif idareci devlet memurlarında olsun demek değildir. Tabi ki bir takım genel özellikler belirlendikten sonra, yöresel özellikler, örf ve gelenekler dikkate alınarak bir takım kararlar yerel idarecilere bırakılabilir kanaatindeyim. Kontrol ve denetim mekanizması doğru biçimde çalıştırıldığında bir aksiliğin çıkmayacağı açıktır. Durum böyle olunca hizmetin ve üretimin kalitesi de artacaktır kuşkusuz.
Bunun böyle olacağının en bariz örneği belediye başkanlarıdır. Belediye başkanları siyasi partilere mensup olsalar da kanunlar karşısında devlet memuru gibidir. Onlar dahi düşünsel özgürlüklerini tam olarak kullanamasa da (Bunun sebebini daha sonra yazacağım) nereden bakılırsa bakılsın, il ve ilçelerdeki en yetkili kamu idarecilerinden daha çok özgürce düşünme hakkına sahiptir. Ve sık olmamakla birlikte bazen düşüncelerini özgür bırakıp güzel hizmetlerin altına imza atabilmektedirler. Oysa "Belirli şartlar" dışında devlet idarecilerinin bu şansı bulması imkansız denecek kadar zordur.
- DEVAMI YARIN -