BİR gün bir eve hırsız girer. Hane halkı hırsızı yakalar ve polis çağırır. Suçüstü yakalanan hırsızı teslim alıp karakola götürmek üzere gelen polis ekibine hırsız şöyle seslenir: 'Karakola mı, yoksa sandığa mı gidelim?”...

BİR

gün bir eve hırsız girer. Hane halkı hırsızı yakalar ve polis çağırır. Suçüstü yakalanan hırsızı teslim alıp karakola götürmek üzere gelen polis ekibine hırsız şöyle seslenir: “Karakola mı, yoksa sandığa mı gidelim?” Kendisini uyanık, herkesi de aptal sanan hırsız aklınca sandıkta kendine oy verdirerek suçunu örtbas edecek.

Yukarıda anlatılan fıkra işin şaka kısmı. Biz asıl konumuza dönelim. Beyler her köşeye sıkıştıklarında veya işin içinden çıkamayıp zorda kalınca hemen ortaya aldıkları oy oranını koyarlar. Hoş, o oyların da nasıl alındığı zaten herkesin malumudur. Ama bu bir komedidir. Oyların tamamını da alsanız aklanma yeri sandık yani aldığınız oy oranları değil mahkemelerdir. Sizin mantığınızla hareket edersek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yüzlerce yıllık hapis istemi ile yargılanıyorken, tekrar İzmir halkının verdiği oylarla yeniden Belediye Başkanı seçildi. Yine sizin mantığınıza göre Aziz Kocaoğlu aklanmış mı oldu? Lütfen bunları geçin beyler, kendinize güldürmeyin.

Sağ olun, sayelerinizde artık vatandaşlar adalete de kuşkuyla bakar oldular. Buna rağmen niçin mahkemeden kaçıyorlar anlayamıyorum. Daha önce hiç Yüce Divan’da yargılananlar olmadı mı? İlk defa bu dört bakan mı yargılanacak? Yakın geçmişte Başbakanlık yapan Mesut Yılmaz da dahil olmak üzere kaç tane bakan yargılanmadılar mı? Hangisinde “Yayın yasağı” getirildi? Yüce Divan’da yargılanıp 11’e sıfır beraat eden eski Bayındırlık Bakanı MHP’li Koray Aydın’ın bütçe görüşmelerinde muhataplarına verdiği cevap kocaman bir şamardır. Eğer anlayabildilerse. Anlayabilmek için kulak ve yüz gereklidir tabi.

“Minareyi çalan kılıfını hazırlar” demiş atalar. Ama burada kılıf yetmiyor. Yani millet yemiyor beyler. Bir yıldır bu işi savsaklıyor ve oyalıyorsunuz. 30 Mart Mahalli seçimlerinin arkasından Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri derken bu zamana kadar oyaladınız. Bakalım ne kadar daha oyalayacaksınız. Oysa siz oyaladıkça halkın şüphesi artıyor. Madem iddia ettiğiniz gibi bunlar “Montaj, şantaj, dublaj”, o halde çıkın bunları mahkemeye ispatlayın. Aslında yargılanmayı bu istifa ettirilen dört bakan istemelidir. Hem de yalvararak yüce divana gönderilip, orada aklanmayı öncelikle onlar talep etmelidir. Ama olmaz, zira işin içerisinde işler vardır da ondan olmaz. Çünkü bu iş, bu malum bakanlarla sınırlı değildir de ondan olmaz.

Beyler, 17 ve 25 rakamlarından öyle rahatsızlar ki bu rakamları duyunca birden köpürüyorlar. Bu dahi yeterlidir, zira yarası olan gocunur. Biliniz ki eğer yayın yasağı konulmuş veya türban, cami, din, iman, Osmanlı vs. demişlerse mutlaka büyük büyük yanlışlarını örteceklerdir de ondan demişlerdir. Zira arkadaşlar bu konularda çok mahirler. Haklarını yememek gerekir.

Evet, aklanma yeri sandık değil, mahkemelerdir. Mahkemelerden korkmamak gerekir. Eğer mahkemeye gidilirse de kamuoyunu tatmin edecek adil bir yargılama olmalıdır. Şüphe olursa bunun adı adil bir yargılama olmaz.