SEVGİLİ okurlar, bugünden itibaren 2014 yılı sonuna kadar yazacağım yazı teoloji konusundan farklı olacaktır. Bunun nedeni okumaktan ve yazmaktan son derece hoşlandığım dini konularla sizi sıkıyor olabileceğim endişesidir. Kendimce sizleri...

SEVGİLİ

okurlar, bugünden itibaren 2014 yılı sonuna kadar yazacağım yazı teoloji konusundan farklı olacaktır. Bunun nedeni okumaktan ve yazmaktan son derece hoşlandığım dini konularla sizi sıkıyor olabileceğim endişesidir. Kendimce sizleri biraz olsun dini konulardan uzaklaştırmak istedim. Ayrıca yine halkımızca az bilinen, ya da eksik bilinen demek daha doğru olacaktır, devlet memurluğu konusunda dilimin döndüğünce sizlere bir şeyler anlatmak istiyorum. 35 yıl çeşitli kademe ve yörelerde görev yapmış ve ömrünün büyük bölümünü okumaya ve araştırmaya vermiş biri olarak bir parçacık da olsa buna hakkım olduğunu düşünüyorum. Yeni yılın ilk yazısından itibaren Kur'an ve dine yeniden döneceğim. Şimdi engin hoşgörünüze sığınarak memurluk konusundaki şahsi düşüncelerimi ve deneyimlerimi aktarmak istiyorum. Burada sizlere sözünü edeceğim memur ilçe, il ve bakanlıklardaki en üst düzey memurlardır. Yani daire amirleridir. Çünkü alt kademe memurlarının büyük çoğunluğu daire amirinin nitelik ve niceliğine göre hareket ederler. Daire amirine bakarak alt kademe memurunu değerlendirmek sizler için daha kolay olacaktır.

Devlet memurluğu, makamı ve mesleği ne olursa olsun insanın düşünme özgürlüğüne kelepçe takan, yeteneklerini sınırlayan, aklını sınırsız kullanmasını engelleyen, onu sadece hizmet üretmeye yönlendiren ve bu nedenle de insanı mekanik hareketlere zorlayan bir sistemler bütünüdür.

Tanıma böyle bakıldığında devlet memurları iş ve hizmet üretme bakımından yüzlerce çeşide ayrılmış olmasına rağmen bizim konumuz bu olmadığından, memurları üçe ayırmakta fayda vardır. 1- Aklını kullanmasına izin verilmediği halde kullanmakta ısrar edenler 2- Aklını kullanmasına izin verilmediği için buna itaat edenler 3- Zaten aklı olmadığı için kullanması da söz konusu olmayan, kıyakçılık yapayım derken ayağa düşenler.

Birinci sırada olanlar asilerdir, ikinci sırada olanlar itaatkar, üçüncü sıradakiler ise... Söylemeye dilim varmıyor. Onların isimlerini zaten sizler biliyorsunuz. Birinci ve üçüncü sırada olanların sayısı oldukça azdır. Ülkemizde çoğunluğu ifade eden devlet memurları ikinci sırada olanlardır.

Standart ve normal bir akıl, alışılagelmiş hareketleri uygulamak için yeterlidir devlet memuruna. Zeki ve aklını kullanma becerileri olan insanlar pek de arzulanmaz burada. Oysa çok akıllı insanlar vardır içlerinde ama bunlar da olan biteni fark ettiğinde gizlerler akıllarını. Nedeni nedir diye soracak olursanız, ukala ve sevimsiz, çok bilmiş damgası yerler de onun için. Devlet erki tarafından en sevilen memur söyleneni kayıtsız şartsız yerine getirendir. O asla sorgulamaz. O asla kanuna, kitaba, geleneklere veya vicdana göre karar vermez. Nihayetinde amirleri söylemiştir o işi yapmalarını. Koca koca amirler her şeyi biliyorlardır ona göre, kanuna ve vicdana uygun olanların neler olduğunu. O kadar ince düşünmeye gerek yoktur. Onun yerine devlet, dolayısı ile siyasi iktidarı temsil edenler bol bol düşünüyordur. Onun için önemli olan ailesini geçindirmek ve ihtiyacı olan maaşı alabilmektir sadece ve bir de bulunduğu il veya ilçeyi sevdi ise oradan ayrılmamaktır gayesi. Ya da fazlaca göze batmadan terfi alabilmek. Çünkü hangi grupta olursa olsun bilirler, suya sabuna dokunmadan terfi alınabildiğini. Hem de en kolay yoldan alabilenler de bu suya sabuna dokunmayanlardır.

Devlet memurları arasında ikinci grubu temsil edenler de (Yani aklını kullanmasına izin verilmediği için buna itaat edenler) kendi aralarında iktidar yanlıları olup devletine hizmet edenler ve sadece devletine hizmet edenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. İkisi de devletine ve milletine, özellikle de ailelerinin nafakasına hizmet ediyordur.

- DEVAMI YARIN -