Ecevit ile Demirel arasındaki farkı ortaya koyma adına, bir anımı anlatarak, bu tefrikaya dönen yazı dizime son vermek istiyorum. Rahmetli Ecevit'in hükümet kurup Başbakan olduğu dönemdi. Önce Orman Bakanı, sonra da İçişleri Bakanı...
Ecevit ile Demirel arasındaki farkı ortaya koyma adına, bir anımı anlatarak, bu tefrikaya dönen yazı dizime son vermek istiyorum.
Rahmetli Ecevit’in hükümet kurup Başbakan olduğu dönemdi.
Önce Orman Bakanı, sonra da İçişleri Bakanı olan Kastamonu Milletvekili Vecdi İlhan’la birlikte Meclisi gezdikten sonra, grup toplantısının yapılacağı salonun önünde Ecevit’le karşılaştık.
Vecdi bey Ecevit’le tokalaştıktan sonra, Ecevit’e beni göstererek benimle ilgili belli övgüler düzerken, dağlara taşlara adını yazdığım ve yazdırdığım, bu mücadelem yüzünden iki kere sürgüne gitmiş birisi olarak, tesadüfen karşılaştığımız Ecevit’in benim yüzüme bakmadan kafası başka yere çevrili olarak benimle tokalaşmasını hiç unutmam.
Buna karşın, yıllarca karşı çıktığım Demirel’le ilgili anımı anlattığımda iki lider arasındaki farkı göreceksiniz.
1980 sonrasında, yasakların kalkması için mücadele veren Demirel’e Kastamonu’dan bir heyet gidecekti.
Adalet Partisi İl Başkanlığı yapmış Kamil İğdirli dostum, benim de bu heyete katılmamı ve gelişmeleri yerinde görmemi istedi. O tarihlerde Kastamonu Açıksöz Gazetesi Genel Yayın Müdürüydüm.
Ankara’ya gittik.
Eski Sağlık Bakanı Münip İslamoğlu da kafiledeydi.
Rahmetli Demirel’in Güniz Sokak’taki evine girdiğimizde Demirel bizi kapıda karşılayıp, gelenlere isimleriyle hitap edip tokalaşırken, bana sıra geldiğinde boynuma sarılıp öperek “Hoş geldiniz Sami Bey” demesi karşısında şaşırıp kalmıştım.
Odasında toplandık. O bir sürü kitap dolu masasına oturup sohbete başladı.
Sohbet sırasında sürekli, anlattıklarının doğru olup olmadığını hep bana teyit ettirmek için “Sami bey doğru değil mi?” dediğinde hayretler içinde kalmıştım.
Evden ayrıldıktan sonra İğdirli’ye “Bu adam beni tanımadığı halde nasıl böyle davrandı?” diye sorduğumda, “Beyefendi bizim partililerin hepsini tanır ve ismen de bilir. Kafilelerde tanımadığı birisi varsa, kendisine bilgi verilir. Biz de senin solcu olduğunu ama milliyetçi ve çok düzgün birisi ve de gazeteci olduğunu söyledik. Sanırım ilgisini çekmiş olmalısın ki sana bu kadar fazla değer verdi” dediğinde bir kere daha hayretler içinde kaldım.
Demirel’e rahmet diliyorum.
Demirel’le ilgili yayınlar devam ediyor.
Anıt mezarı da hak ettiği kanısındayım.
Yavuz Donat cenazedeki söyleşisinde, birinci boğaz köprüsünü yaptığı için Demirel’in Mühendisler Odası’ndan, projeye de Özal’ın Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olarak imza atması nedeniyle Elektrik Mühendisleri Odası’ndan ihraç edildiklerini söylediğinde, Türkiye’nin ne kadar saçma bir siyasi kutuplaşma içinde olduğunu ve bu rezilliğe rağmen Türkiye’nin nasıl ayakta kalabildiğine bir kere daha hayret ettim.
Bu odalar cahil cühelanın bulunduğu bir yer de değil.
Hepsi okumuş insanlar.
Kendilerine sorduğunuzda büyük bir çoğunluğu, kendilerini aydın, ilerici ve devrimci görürken, halkın önemli bir bölümünü de cahillikle suçlarlar!
Hani atalarımız ne demiş, “Bilmeyenden değil, bilmediğini bilmeyenden kork.”
Bence en tehlikeli olanlar, okumuş diplomalı cahiller.
1980 öncesi, solun ya da sağın elindeki üniversitelerden militanlar okumadan diploma aldılar.
Bugünkü sıkıntıların kaynağı büyük ölçüde bu.
Bugün de, çok sayıda üniversite binası ve öğrenci var ama belli bir birikime sahip yeterince eğiten ve de öğreten, öğretim üyesi yok!
Allah hepimize akıl fikir ihsan etsin derken, parti ve ideolojik fanatizmin batağından hep birlikte bir an önce kurtulmamızı dilemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok!
Böyle bir Türkiye’yi görebilir miyim?
Sanmıyorum.