DEĞERLİ okurlar. Bugünün dünyasında, bilgiye ulaşmak ne kadar kolaysa, bilge olmak da o kadar zor. Dünyanın en çok önemsediği Sokrat bile 'Dünyanın en bilge insanı benim çünkü hiç bir şey bilmediğimi biliyorum” demiş. Düşünürler,...

DEĞERLİ

okurlar.

Bugünün dünyasında, bilgiye ulaşmak ne kadar kolaysa, bilge olmak da o kadar zor.

Dünyanın en çok önemsediği Sokrat bile “Dünyanın en bilge insanı benim çünkü hiç bir şey bilmediğimi biliyorum” demiş.

Düşünürler, bilmeyenden değil, bilmediğini bilmeyenden korkulması gerektiğini söylemiş.

Bu konuya neden girdim.

Çoğu yazarımız, çizerimiz, siyasetçilerimiz ve de bir sürü aydın dediğimiz hatta bizim gibi sıradan vatandaşlarımız bile, kendilerini bilge gibi görme aymazlığı içindeler.

Bir konuda bilgi sahibi hatta uzman olmakla, bilge olmak çok farklı şeyler.

Biz, bilgi sahibi olmadığımız halde, her konuda fikir yürüterek ahkam kesmeyi ve o konuda otorite gibi davranmayı çok seviyoruz.

İşin çok daha ilginç yanı ise, yürüttüğümüz fikirlerin, kesin doğrular olduğu konusundaki dayatmaya varan tavırlarımızdaki saçmalık!

Bir kitap, ya da bir makale, bir düşünürün kendi düşüncesini yansıtır. Okumaktaki amacımız, farklı düşüncelere yönelerek kendimize özgü bir düşünceye sahip olabilmektir.

Toplum olarak “BEN” diye başlayan bencilliğimiz ve tatmin olmak bilmeye oburluğumuz tavan yapmış durumda.

Çağdaşlığı, ilericiliği ve devrimciliği benimsediğini sürekli dile getirerek, tüm diğer görüşleri yerin dibine batırıp, tu kaka diyerek, karşıt inanca ya da siyasi yapıya yönelmiş insanları aptal olarak değerlendirirken bile, bencilliği ve de benim inancım doğrudur yaklaşımının ne kadar yanlış olduğunu söyleyen bir insanın hala entelektüel bir aydın olduğundan söz edebilmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki?

Bir düşünür de “Allah kimseyi, yanlışı savunacak kadar cahil, doğruyu inkar edecek kadar da nankör yapmasın” demiş.

Kişileri, toplumları ve de tüm düşünsel açılımları ele alırken, önyargılardan uzak, o yapının olumlu ve olumsuz yanlarını da gözden geçirerek objektif biçimde değerlendirme yapmalıyız.

İşte o zaman gerçekçi ve de inandırıcı olabiliriz.

Her şeye kuşku ile yaklaşmak doğru.

Sorgulamak birincil tercihimiz olmalı.

Ama, kimi doğru şeyleri yanlış, olumluyu olumsuz gibi göstermenin de, yanlışlıktan çok, gerçekçilikten uzak, ülkeye ve ülke insanına dönük bir ihanet olarak değerlendirmek de mümkün.

Çok daha önemlisi, çok bilmiş bir yaklaşım içinde, çok bilmişleri eleştirmeye kalkmak büyük bir çelişki değil mi?