Toplum olarak, giderek yozlaşıp bozularak kokuşuyoruz. Kimsenin kimseye güveni kalmadı. Herkes herkese potansiyel suçlu gibi bakıyor. Her alanda kutuplaşma söz konusu. Kutuplaşma ötekileştirmeyi körüklerken çatışma kaçınılmaz hale geliyor....

Toplum olarak, giderek yozlaşıp bozularak kokuşuyoruz.

Kimsenin kimseye güveni kalmadı.

Herkes herkese potansiyel suçlu gibi bakıyor.

Her alanda kutuplaşma söz konusu.

Kutuplaşma ötekileştirmeyi körüklerken çatışma kaçınılmaz hale geliyor.

Soygun, vurgun, üçkağıtçılık sıradan vakalar haline gelirken, en ufak bir uzlaşmazlıkta insanlar birbiriyle kavga etmeyi bırakın, fındık kabuğunu doldurmayacak çelişkilerde bile cinayetler işlenebiliyor.

Tabii ki terör saldırılarının da toplumda, sosyal şizofreniye neden olabilecek bir travma yarattığını söylemek mümkün.

Aslında bu konuyu uzmanların derinliğine incelemeleri gerekir.

Bartın’da arkadan korna çaldı diye, arabadan inip şahsı öldüren ya da, yan baktın, niye omuz attın diye birbirlerini öldürebilen insanların psikolojisini nasıl izah edebilirsiniz?

Empatiden oldukça uzağız.

Hoşgörü ise hak getire!

Toplumsal dayanışma ise, hakkın rahmetine kavuşmak üzere.

İstisnasız hepimiz bir sürü kimliğe sahibiz.

Etnik, dinsel, mezhepsel, mesleksel, cinsel, ideolojik, partisel, tuttuğumuz futbol takımına göre sahip olduğumuz kimliği bile önemseyip bu uğurda çatışabiliyoruz.

Dünyalı ve insan olmaya odaklanmayı bile aklımızın ucundan geçirmiyoruz.

Aslında tüm kimliklerde, iyilerin de kötülerin de varlığını görmezden geliyor, tüm karşıt kimlikleri ötekileştirerek, çatışmanın bir nedeni olarak görüyoruz.

İşin çok daha vahim yanı, toplum ve birey olarak tüm sorunlarımızın sorumlusu olarak başkalarını görerek ve de göstererek, sorunlarımıza çözüm bulma gerçekçiliğinden ve akılcılığından uzak durarak, aklımız sıra uyanıklık yapma aymazlığı içindeyiz.