Adalet Bakanı Akın Gürlek, kamuoyunda “Kuriş Suç Örgütü” soruşturması olarak gündeme gelen dosyada, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e tahsisli çakarlı aracın kullanımıyla ilgili öne çıkan açıklamalarda bulundu. Gürlek, Alihan Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’in kaçışında kullanıldığı değerlendirilen araçla ilgili Şahin’in beyanları ile soruşturma dosyasındaki kayıtların örtüşmediğini söyledi. Soruşturmanın araçların kimler tarafından, ne kadar süreyle ve hangi amaçlarla kullanıldığı yönünden da genişletildiği belirtildi.
HTS KAYITLARI İLE BEYANLAR KARŞILAŞTIRILIYOR
Gürlek’in açıklamasına göre İdris Naim Şahin, söz konusu aracı İstanbul’a geldiği dönemlerde kullandığını ve aracı kiralama yoluyla verdiğini ifade etti. Ancak soruşturma kapsamında incelenen HTS kayıtlarının aracın uzun süredir kullanıldığını gösterdiğini belirten Gürlek, dosyadaki veriler ile Şahin’in anlatımı arasında uyumsuzluk bulunduğunu kaydetti. Gürlek ayrıca söz konusu şirketin bir araç kiralama şirketi olmadığını, aracın Mehmet Özmen tarafından kullanıldığının belirlendiğini ve Şahin ile Özmen arasında geçmişe dayanan bir tanışıklık bulunduğunu söyledi.
Soruşturmalarda HTS kayıtları, belirli bir zaman diliminde iletişim trafiğinin ve baz istasyonu bağlantılarının değerlendirilmesine imkân sağlayan teknik veriler arasında yer alıyor. Bu tür kayıtlar tek başına olayın bütününü ortaya koymak yerine diğer deliller, tanık veya şüpheli ifadeleri, fiziki takip bulguları ve dijital materyallerle birlikte değerlendiriliyor. Savcılık aşamasında elde edilen verilerin hukuki anlamı ise soruşturmanın bütünü ve daha sonra mahkemenin yapacağı değerlendirmeyle belirleniyor.
İKİ ARAÇ DAHA İNCELEME ALTINDA

Gürlek, soruşturmanın yalnızca Hilmi Tuna Kuriş’in taşınmasında kullanıldığı belirtilen araçla sınırlı olmadığını, İdris Naim Şahin adına tahsisli iki farklı aracın daha incelendiğini açıkladı. Araçlardan birinin soruşturma kapsamında örgütle irtibatlı olduğu öne sürülen başka bir kişinin kullanımına verildiğini ifade eden Gürlek, bazı şüphelilerin operasyon öncesinde yurt dışına çıktığını da söyledi. Bakan, çakarlı araçların dikkat çekmeden hareket etmek ve kaçışı kolaylaştırmak amacıyla kullanılmış olabileceğinin değerlendirildiğini belirtti.
SORUŞTURMADA ÜÇÜNCÜ DALGA
Gürlek’in verdiği bilgilere göre soruşturmada üçüncü dalga operasyon gerçekleştirildi. Bu aşamada 15 şirkete kayyum atanırken 4 dernek hakkında da kayyum kararı verildi. Son operasyonda gözaltına alınan şüphelilerle ilgili adli işlemlerin sürdüğünü aktaran Gürlek, soruşturmanın yeni delil ve beyanlara bağlı olarak genişleyebileceğini ifade etti.
Kayyum uygulaması, soruşturma konusu şirket veya tüzel kişiliklerin faaliyetleri ile suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlığı arasındaki ilişkinin araştırıldığı dosyalarda başvurulabilen koruma tedbirleri arasında bulunuyor. Bu aşamadaki tedbirler kesinleşmiş bir mahkûmiyet anlamına gelmiyor. Şüpheliler ve şirketler hakkındaki nihai hukuki durum, soruşturmanın tamamlanmasının ardından savcılığın vereceği kararlar ve dava açılması halinde yargılama süreci sonucunda ortaya çıkıyor.

MALİ HAREKETLER MERCEK ALTINDA
Soruşturmanın önemli başlıklarından birini de para ve malvarlığı hareketleri oluşturuyor. Gürlek, dosyada “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “suç örgütü kurma ve yönetme” ve devlete karşı işlendiği öne sürülen suçlara ilişkin iddiaların araştırıldığını söyledi. Yeni itirafçı beyanlarının geldiğini belirten Gürlek, paraların yurt dışına çıkarıldığına ilişkin tespitler bulunduğunu ve bazı turizm şirketleri üzerinden elden para aktarımı yapıldığı iddiasının incelendiğini açıkladı.
Mali suç soruşturmalarında şirketler arasındaki para transferleri, banka hesapları, taşınır ve taşınmaz malvarlıkları, ticari ilişkiler ve gerçek faydalanıcıların belirlenmesi kritik önem taşıyor. Özellikle çok sayıda şirket veya farklı ülkeleri kapsayan para hareketlerinde soruşturma, mali kayıtların karşılaştırılması ve gerektiğinde uluslararası adli iş birliği mekanizmalarının devreye sokulmasıyla genişleyebiliyor.

KÖLN BAĞLANTISI DA ARAŞTIRILIYOR
Gürlek, soruşturmada Almanya’nın Köln kentindeki bir yapılanmanın da araştırıldığını ve merkezin buraya taşınmak istendiğine ilişkin bulgular üzerinde çalışıldığını ifade etti. Yurt dışına para aktarımı iddialarıyla birlikte değerlendirilen bu bağlantının ayrıntılarının savcılık tarafından araştırılmaya devam ettiği bildirildi. Sınır aşan mali hareketlerin bulunduğu dosyalarda, para transferlerinin kaynağının ve nihai olarak kimin kontrolüne geçtiğinin ortaya çıkarılması soruşturmanın temel aşamalarından birini oluşturuyor.
“DİNİ YAPILANMAYA DEĞİL SUÇ İDDİALARINA YÖNELİK”
Adalet Bakanı Gürlek, operasyonun bir dini grubu hedef almadığını özellikle vurguladı. Soruşturmanın suç örgütü ve mali suç iddiaları çerçevesinde yürütüldüğünü belirten Gürlek, vatandaşların dini duygularının kullanılarak haksız kazanç sağlandığı yönündeki iddiaların araştırıldığını söyledi. Bu ayrım, soruşturmanın hukuki çerçevesi açısından önem taşıyor; ceza soruşturmalarında kişilerin inanç veya aidiyetlerinden ziyade isnat edilen somut fiiller ve bunlara ilişkin deliller esas alınıyor.

ARİF AHMET DENİZOLGUN'UN ÖLÜMÜ DE DOSYADA
Gürlek’in açıklamalarında eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü de yer aldı. Denizolgun’un ölümünün ardından Alihan Kuriş’in yapılanmanın başına geliş sürecinin araştırıldığını ifade eden Gürlek, ölümle ilgili şüpheli bir durum bulunduğunu söyledi. Bu başlıkta da adli makamların elde edeceği teknik ve tıbbi bulgular belirleyici olacak.
Alihan Kuriş ve beraberindeki kişiler hakkında yürütülen soruşturmada suçlamalar ve mali ilişkiler üzerindeki incelemeler devam ediyor. İdris Naim Şahin’e tahsisli araçlarla ilgili bölüm ise HTS kayıtları, kullanım süresi, aracı kullanan kişiler ve tarafların beyanlarının karşılaştırılması üzerinden ilerliyor. Soruşturmadaki iddiaların hukuken kesinleşmesi için savcılık sürecinin tamamlanması ve dava açılması halinde bağımsız mahkemelerin vereceği kararların beklenmesi gerekiyor.




