Ülkemiz yeni bir seçim atmosferine girdi. Her yerde birçok partinin yerel adayları belirlendi. Tabi bu süreçte çok şeyler konuşuldu, çok şeyler söylendi. Türkiye siyasetinde son 30 yılda değişen seçmen ve aday kitlesi, adaylarda istenen kriterler,...
Ülkemiz yeni bir seçim atmosferine girdi. Her yerde birçok partinin yerel adayları belirlendi. Tabi bu süreçte çok şeyler konuşuldu, çok şeyler söylendi.
Türkiye siyasetinde son 30 yılda değişen seçmen ve aday kitlesi, adaylarda istenen kriterler, kurallar, kaideler, davranışlar, parti ilke ve politikaları o kadar dejenere oldu ki.
Toplumun özlediği, istediği; ister yerelde, ister genelde kimin aday olması, hangi özelliklerin bulunması, nelere dikkat edilmesi bütün dünyadaki Demokratik Parlamenter sistemlerde belirleyici unsurlar değil midir?
Bunları düşünürken aklıma 6 Haziran 1977 seçimleri öncesi hatırladığım bir olayı anlatmak istedim.
1977 milletvekili seçimlerinden önce bütün siyasi partiler (AP-CHP-MSP-MHP-CGP-DP-TİP-TSİP) adaylarını bir bir açıklamaktaydılar. O günlerde sağ siyasi yelpazede görünen bir partinin Antalya 1. Sıra milletvekili adayı sayın H.F. Boztepe olmuştu. Bu satırların yazarı o dönemde İzmir Ege Üniversitesi’nde öğrenciydi. Kamulaşmanın, partileşmenin ideolojik çatışmaların çok yoğun yaşandığı bir dönemdi.
Çoğu Manavgatlı olan sol siyasetin çeşitli fraksiyonunu temsil eden arkadaşlarla Hatay semtinde oturduğumuz evde yoğun bir tartışma içindeydik.
Sol görüşlü arkadaşlarımız bu aday ( H.F. Boztepe) hakkında tenkit ve eleştirilerde bulunuyordu. “Ne yanlışı var?” dediğimizde; “Bu adam doktor ve de zengin birisi. İşçi geçmişiyle alınmış Mercedes marka otomobile biniyor” dediler. Biz de arkadaşım olan Nazif’le birlikte “Bunda ne yanlış var?” dedik. “Birinin hakkını mı gasp etmiş? Birinin arabasını mı çalmış? Birilerini dolandırmış da mı otomobil sahibi olmuş?” dedik.
O yıllarda ithal otomobil almak çok zordu. Ancak yurtdışında belirli bir süre çalışan işçilere otomobil getirme yetkisi (Permi) verilmişti. Gurbetçi işçiler de bu permileri Türkiye’ye getirip satıyorlardı. Ve bu permiyle bedelini ödeyen ithal araç alabiliyordu. Tamamen yasalara uygun, gayri kanuni veya gayri ahlaki bir durum söz konusu değildi. Ancak o adayın bedelini ödeyip de aldığı araç etik olarak yanlış görülmüş, neden yerli otoya binmiyor diye tenkit edilmişti.
Ve şimdi günümüze dönelim. Çok az servete sahip olanlar herhangi bir siyasi partiye girip, yerel yönetimlerde veya parlamentoda bulunup 5-6 yıl içinde milyon dolarlar veya Eurolarla servetleri ifade ediliyor. Hatta daha üst düzeydekilerin servetleri milyon dolarlarla anlatılıyor. Olanları bütün millet görüyor ve izliyor. Kimlerin nasıl, ne şekilde, ne zamanda bu kadar servetin sahibi olduklarını bu millet, bu halk bal gibi biliyor.
Dünün Türkiye’sinde; işçi geçmişiyle yasal yoldan aldığı otomobil bile tenkit edilirken bugün o otomobilden daha değerlisini, hatta gemileri, hatta uçakları rüşvet olarak alanları herkes görmüyor mu? Duymuyor mu? Bilmiyor mu? Zamanı geri getirmenin mümkün olmadığını biliyor; ama sağcısıyla, solcusuyla ben o eski partileri ve yöneticileri görmek istiyorum.
NOT: Anlattığım bu olayın şahitleri Manavgat’tan A. Özdemir, N. Bıyıklıoğlu ve Antalya’dan H.Alkan’dır. OK