Her şey Ekim 1960'ta, dönemin Japonya Veliaht Prensi Akihito'nun ABD ziyareti sırasında başladı. Balık bilimine özel ilgi duyan ve ilerleyen yıllarda bu alanda bilimsel çalışmalar da yapacak olan Akihito, Chicago'daki Shedd Akvaryumu'nu ziyaret etti. Dönemin Chicago Belediye Başkanı Richard J. Daley tarafından kendisine Kuzey Amerika'ya özgü bluegill (Lepomis macrochirus) türünden 18 balık hediye edildi. İki ülke arasındaki dostluğun sembolü olarak verilen bu küçük hediye, yıllar içinde Japonya'nın en önemli istilacı tür sorunlarından birinin başlangıcına dönüştü.
18 BALIKTAN 15'İ JAPONYA'YA ULAŞTI
Akihito'nun bluegill'e ilgisi yalnızca akvaryum merakından kaynaklanmıyordu. Balıklar üzerinde çalışmalar yapan veliaht prens, türün Japonya'da yeni bir gıda kaynağı olarak değerlendirilebileceğini düşünüyordu. Kaynaklara göre 18 balıktan 15'i Japonya'ya yapılan yolculuğu sağ olarak tamamladı ve Japon Balıkçılık Ajansı'na bağlı bir araştırma kuruluşuna teslim edildi. Daha sonraki bilimsel çalışmalar, Japonya'da yayılan bluegill popülasyonunun genetik kökeninin bu sınırlı sayıdaki balığa kadar izlenebildiğini ortaya koydu.
Balıkların kontrollü biçimde çoğaltılmasıyla başlayan süreçte amaç, türün yetiştiricilik ve gıda açısından kullanılabilirliğini araştırmaktı. İlk balıkların soyundan gelen bireyler zaman içinde deney istasyonlarına ve farklı bölgelere gönderildi, bir kısmı da açık su sistemlerine ulaştı. Başlangıçta ekonomik değere sahip olabilecek yeni bir tür olarak görülen bluegill'in doğal ekosistemlerde nasıl davranacağı ise ilerleyen yıllarda çok daha büyük bir sorun haline geldi.

BİWA GÖLÜ'NDE DENGELER DEĞİŞTİ
Bluegill'in ulaştığı alanların başında Shiga bölgesindeki Biwa Gölü geldi. Japonya'nın en büyük tatlı su gölü olan Biwa, yalnızca büyüklüğüyle değil, kendine özgü canlı çeşitliliği ve balıkçılık faaliyetleriyle de ülkenin en önemli iç su ekosistemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Çok sayıda yerli türe yaşam alanı sağlayan gölde yabancı balıkların çoğalması, doğal besin zinciri ve yerli türlerin yaşam alanları üzerindeki baskıyı artırdı.
Bluegill'in istilacı tür olarak başarılı olmasının arkasında çevre koşullarına uyum sağlayabilmesi, farklı besin kaynaklarından yararlanabilmesi ve yeni yaşam alanlarında çoğalabilmesi bulunuyor. Bu tür yabancı balıklar yalnızca diğer balıklarla besin rekabetine girmekle kalmıyor; yumurta, larva ve küçük su canlıları üzerinden besin ağının farklı basamaklarını da etkileyebiliyor. Bu nedenle istilacı türlerle mücadelede sorun yalnızca göldeki yabancı balıkların sayısını azaltmak değil, uzun yıllar içinde değişen ekolojik dengenin korunması ve yerli türlerin yeniden güçlendirilmesi olarak görülüyor.

AKIHITO YILLAR SONRA ÜZÜNTÜSÜNÜ DİLE GETİRDİ
Akihito, yıllar sonra yaptığı açıklamalarda bluegill'in Japonya'ya getirilmesinin ardından yaşananlardan duyduğu üzüntüyü açık biçimde dile getirdi. Balıkların başlangıçta yeni bir gıda kaynağı olabileceği beklentisiyle araştırma kurumuna verildiğini anlatan Akihito, özellikle Biwa Gölü'nün ekolojik çevresinde ortaya çıkan sonuçların kendisini rahatsız ettiğini belirtti. Böylece 1960'ta bilimsel ve ekonomik beklentilerle başlayan girişim, yaklaşık yarım yüzyıl sonra istilacı türlerin doğaya bırakılmasının öngörülemeyen sonuçlarına ilişkin sembolik bir örneğe dönüştü.
JAPONYA YASAL ÖNLEMLERİ DEVREYE SOKTU

Japonya'da yabancı türlerin ekosistem, insan sağlığı ve tarım, ormancılık ile balıkçılık üzerindeki zararlarını önlemek amacıyla kapsamlı bir yasal sistem oluşturuldu. Ülkenin İstilacı Yabancı Türler Yasası kapsamında bluegill de kontrol altına alınması gereken türler arasında yer aldı. Bu sistem yalnızca doğaya bırakmayı engellemeye değil; riskli türlerin yetiştirilmesi, taşınması ve yayılmasının önüne geçmeye de dayanıyor. Yetkili kurumlar ayrıca istilacı balıkların bulunduğu alanlarda yakalama ve popülasyon kontrolü için farklı mücadele yöntemleri uyguluyor.
Biwa Gölü'ndeki mücadele ise tek bir kurumun çalışmasıyla sınırlı değil. Merkezi yönetim, yerel idareler, araştırma kuruluşları ve balıkçılıkla ilgili kurumların birlikte hareket ettiği çalışmalar kapsamında istilacı türlerin yayılımının izlenmesi, yakalanması ve yerli ekosistemin desteklenmesi hedefleniyor. Japonya Çevre Bakanlığı da bluegill ve benzeri yabancı balıklara karşı etkili mücadele için hedef belirleme, kontrol yöntemlerinin seçilmesi ve uygulama planlarının hazırlanmasına yönelik rehberler yayımlıyor.

İSTİLACI TÜRLER NEDEN BÜYÜK BİR SORUN?
Bluegill vakası, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan biyolojik istila örnekleriyle aynı temel riski taşıyor. Bir canlı türünün doğal yaşam alanı dışındaki bir bölgeye götürülmesi, o türün mutlaka istilacı hale geleceği anlamına gelmiyor. Ancak yeni ortamda doğal düşmanlarının az olması, uygun besin kaynakları bulması ve hızlı çoğalması halinde popülasyon kontrolsüz biçimde büyüyebiliyor. Böyle bir durumda yerli türler besin ve yaşam alanı rekabetinde gerileyebiliyor, balıkçılık faaliyetleri zarar görebiliyor ve mücadele yıllarca süren maliyetli bir sürece dönüşebiliyor.
EN ETKİLİ YÖNTEM YAYILMADAN ÖNLEMEK

Uzmanların istilacı türlerle mücadelede üzerinde durduğu temel yaklaşım, sorun ortaya çıktıktan sonra yalnızca yok etmeye çalışmak yerine yeni türlerin doğal ortamlara ulaşmasını baştan engellemek. Akvaryum canlılarının, sportif balıkçılık amacıyla kullanılan türlerin veya yetiştiricilik için getirilen hayvanların kontrolsüz biçimde doğaya bırakılmaması bu nedenle büyük önem taşıyor. Bir tür geniş bir göl ya da nehir sistemine yerleştikten sonra tamamen ortadan kaldırılması son derece güçleşebildiğinden, erken tespit, sürekli izleme ve hızlı müdahale ekolojik açıdan çok daha etkili kabul ediliyor.
Akihito'ya diplomatik dostluk göstergesi olarak verilen 18 küçük balığın hikâyesi de bu açıdan çarpıcı bir ders niteliğinde. O dönemde ekonomik ve bilimsel potansiyeli araştırılan bir türün onlarca yıl sonra Japonya'nın en önemli tatlı su ekosistemlerinden birinde mücadele edilmesi gereken yabancı bir canlıya dönüşmesi, canlı türlerinin ülkeler ve ekosistemler arasında taşınmasında uzun vadeli çevresel etkilerin hesaba katılmasının önemini ortaya koyuyor.




