28 Şubat 1997'de iktidarda REFAHYOL Hükümeti bulunuyordu. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı da Tansu Çiller idi. TSK'nin komuta makamında ise, Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, Kara...
28 Şubat 1997'de iktidarda REFAHYOL Hükümeti bulunuyordu. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı da Tansu Çiller idi. TSK'nin komuta makamında ise, Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi ve Jandarma Komutanlığın da Orgeneral Teoman Koman bulunuyordu. Genelkurmay 2. Başkanı ise Orgeneral Çevik Bir idi. Erbakan’ın doğu ülkeleri ile Libya’ya yaptığı, burada Kaddafi’nin saygısız davranışının yarattığı kin ve öfke dinmeden Erbakan’ın hoca ve şeyhlere Başbakanlık konutunda iftar yemeği vermesi, gittikçe iktidarla askeri erkanın arasına kara kedilerin girmesine neden oldu. Tam bu ortamda, 28 Şubat'ta toplanan MGK, 9 saat süren toplantı sonunda 18 maddede şu hususlar, gereği yapılmak üzere hükümete iletildi: "Laikliğin, Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu, tarikata bağlı okullar denetlenmeli ve Milli Eğitim Bakanlığına devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kur'an kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanı gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı" gibi, askeri ilgilendirmeyen ancak askerlerin politize olduğunun kanıtı halindeki bu ültimatomu, Başbakan Erbakan 13 Marta kadar imzalamadı ama yapılan baskı ve uyarılar sonunda imzalamak zorunda kaldı. DYP ile Refah Partisi arasındaki protokol gereği Erbakan Başbakanlıktan istifa etti ve Tansu Çiller 283 milletvekilinin, Çiller’i destekleyen dilekçeleri ile Çankaya’ya çıktı. Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini Çiller’e değil azınlıkta olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Mesut Yılmaz da DSP ve DYP'den ayrılan 60 milletvekili ile hükümetini kurdu. Bütün olup bitenler de MGK'nın asker kanadının baskısı ve zor kullanmasının amil olduğu hususu tartışmasızdır. Çünkü, 20 tank ve 15 zırhlı araç, Sincan'da yürütülerek, hükümete gözdağı verilmişti. Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, “Sincan'da balans ayarı yaptık” diyerek, hükümetin devrilmesinde ve Çiller’e hükümeti kurma görevinin verilmemesinde, Komutanların Çankaya’ya çok ağır ve çok şiddetli baskı yaptığı artık su yüzüne çıkmıştır. O günleri yaşayan Demirel’in ve Çiller’in de soruşturma kapsamında, tanık olarak ifadelerinin alınacağını kuvvetle tahmin ediyorum. Böylece karanlıkta kalan pek çok husus aydınlanmış olacaktır. TSK'nin komutanları, İsmail Hakkı Karadayı’nın, Hikmet Köksal’ın, Güven Erkaya’ın (Bu amiral körfez depreminde Gölcük’te enkaz altında kalmıştır), Ahmet Çörekçi’nin ve Teoman Koman’ın, Çevik Bir’in, MGK eski Genel Sekreteri Org. İlhan Kılıç’ın, General Erol Özkasnak’ın ve General Doğu Aktulga’nın, postmodern darbe yaparak mevcut iktidarı devirmelerinden dolayı, haklarında dava açılması için, Dünya Mağdurlar Derneği Genel Başkanı Av. Yunus Akyol, eski Emniyet İstihbarat Genel Müdürü Bülent Orakoğlu ve bazı derneklerin genel başkanları Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili’ye suç duyurunda bulunmuşlardır. Çünkü, 12 Eylül 1980 darbesini yapan Kenan Evren ve o dönemde suç işlendiğine inanılan bir çok kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve Savcılık tarafından soruşturmaya başlanılmıştır. Bu ve bunun gibi, darbe olaylarının artık karanlıkta kalmaması için Emniyet güçlerimiz, Savcılarımız, mahkemelerimiz var gücü ile ve iş birliği ile çalışıyorlar. İktidar da her türlü maddi ve manevi desteğini vermektedir. Artık hiçbir yanlış işi yapanlar hesap vermekten kaçınamayacaktır.
Öteden beri kafamda 28 Şubatçılar ne zaman davet edilecekler diye bir istifham vardı. Çünkü, 28 Şubat'ta olanlar da düpedüz ihtilaldi ve olayın içindekiler de yasalara karşı suç işlemişlerdi. Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay ve Danıştay Başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığına çağrılıp irtica konusunda brifing verilmiş, basın da ayrım yapılmış, yeşil sermaye olarak belledikleri bazı kuruluşlardan alış veriş yapılması yasaklanmıştı. Tüm bunların, mahkemelerin irdeleyip ilgililerin suçlu veya suçsuz olduklarına karar verecekleri tabiidir. Tanrım, hiçbir iş karanlıkta kalmasın, kim bu ülkeye yan gözle bakarsa, sen en iyisini o kişilere yapmasını bilirsin