Türk siyaseti bir yılı aşan süredir, PKK ve terör meselesinin sonlandırılması ve örgütün özünü feshi yönünde gayret sarf etmektedir. Erdemli insan, “terörsüz bir dünya” hayaliyle yaşar. Dinler tarihinin esamesinden okunması gereken de barışa yönelik yaşam tarzıdır. İslam’da mealen, “Biz, insanları aynı anadan ve aynı babadan yarattık. Sonra kabilelere ayırdık ki barış içinde yaşasınlar diye. İnsanların birbirine üstünlüğü yoktur.” denmektedir.
Tarihte büyük devletler vardı. Anadolu’da farklı milletler yaşamış, imparatorluklar kurmuşlardır. En çok devlet kuran Türk milletidir. Anadolu’da Hattiler, Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonyalılar, Urartular, Persler devlet kurup medeniyet geliştirmişler, zamanla yok olup gitmişlerdir. Anadolu’da Türk izine Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile Gazneliler’in 1040 Dandanakan Savaşı’yla rastlanmıştır. Arkeologlar daha eskiye inmektedirler.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu Hükümdarı Alp Arslan, Bizans İmparatoru Romen Diyojen ile 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te karşılaşmış, kesin zafere ulaşmıştır. Bu tarihin Türklere Anadolu kapısını açan değil, Anadolu’nun İslamlaşmasıyla ilgili olduğu iddiası da vardır.
Osmanlı Devleti, 1299’da Söğüt’te Osman Gazi tarafından kurulmuştur. Sultan Vahdettin, Osmanlı’yı 16 Nisan 1923’te Kahire El-Ahram Gazetesi’nde, “Ceddim Osman Gazi’den Selim-i Evvel’e kadar Devlet-i Osmaniyye namıyla Türk saltanatı var idi. Selim-i Evvel’den sonra ise bu saltanat, hilafetin inzimamıyla (eklenmesiyle) Saltanat-ı Muhammediyye hâline geçmiştir. Ceddim Osman Gazi’den Yavuz Sultan Selim’e kadar Osmanlı Devleti’nde Türk saltanatı vardı. Hicaz bölgesinin fethinden sonra halifelik geldi.” diye tanımlamıştır.
Osmanlı’nın fıtratı Türk’tür. İslam saltanatı otuz yıl sürmüş; Sıffin Savaşı süreci, Hz. Ali’nin öldürülmesi, Kerbela’da Hasan ile Hüseyin’in katliyle İslam saltanatı yıkılmıştır. Arap ülkeleri emir ve krallar tarafından yönetilir olmuş, birlik kuramamışlardır. Müslümanlar İslam saltanatından uzaklaştırılmış, aşiret devletçikleri kurulmuş, hâlen karışıklık sürmektedir. Bireysel hak ve özgürlükler, İslam’a göre değil, örfi kurallara uygun düzenlenmiştir.
Mısır’ın fethi ile İslam dünyasının yönetimi Türklerin eline geçmiştir. Şark Meselesi ideolojisiyle Batılı İtilaf Devletleri Osmanlı’yı yıkmıştır. İngilizler, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etmiş, 18 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan çalışmalarını ertelemiş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Türk devlet idaresi Ankara’ya taşınmıştır. 1 Kasım 1922’de saltanat, 3 Mart 1924’te halifelikle birlikte Osmanlı idaresi tarihe karışmıştır.
Tarih boyunca Kürtler ve Türkler birlikte yaşamış; Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Anadolu halkına Büyük Türk Milleti denir.” demiştir. Kürt Umum Heyeti, Lozan’a telgraf göndermiş, “İngiliz mandası olmayız.” denmiş, etnik azınlık sayılmamış; “vatandaşlık, dil ve ülkü birliği” anayasal güvenceye alınmıştır. Terörsüz Türkiye, tavizsiz ve pazarlıksız bir süreçtir.
Süreçte Sevr’i hortlatma, Lozan’a saldırı barışçı ve terörsüz Türkiye ülküsüne zıttır. Suriye iç savaşıyla ilişkisi, hükümetin siyasi vizyonu ve devletin güvenliği meselesidir. TBMM’den çift dil ve federasyon talebi, İngiliz mandacılığına giden yolu işaret eder. Kürtler buna izin vermez, mandacılığı kabul etmez. Asilerden Kürt Teali Cemiyeti kurucusu Şükrü Mehmet Sekban’ın, “Gövdesi Türk olan çiçeğin adı Kürt.” sözü sorunu çözmeye yetmelidir. Halkın ortak adı Türk, resmî dili Türkçe’dir. Türkçe ifadeyle Türkiye, mozaik olmayan tek ülkedir.