1 Kasım genel seçimlerine az bir zaman kaldı. 7 Haziran seçimleri fiyaskoyla sonuçlandı. Ülke yönetiminde istikrar kalmadığı gibi krizden krize sürüklenirken, her alanda çatışma giderek tırmanıyor. Genel anlamda seçimlerden beklenen, yönetimde...

1 Kasım genel seçimlerine az bir zaman kaldı.

7 Haziran seçimleri fiyaskoyla sonuçlandı.

Ülke yönetiminde istikrar kalmadığı gibi krizden krize sürüklenirken, her alanda çatışma giderek tırmanıyor.

Genel anlamda seçimlerden beklenen, yönetimde istikrar, temsilde adalettir.

Bizde önüne gelen parti kurduğu ve uzlaşma kültüründen yoksun olduğumuz için, temsilde adaletten çok, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkeler için hayati önem taşıyan şeyin, yönetimde istikrar olduğunu kabul etmeliyiz.

Bunun ne kadar önemli olduğunu, 7 Haziran seçimleri sonrasında ve geçmişteki koalisyon dönemlerindeki rezilliklerden biliyoruz.

En kötü demokrasi nasıl diğer rejimlerden çok daha iyiyse, seçim sonrasında oluşacak tek başına iktidarların, en iyi koalisyonlardan çok daha iyi olduğunu bilmemizde yarar var!

Parti fanatizminden uzak, ülkesini ve ülke insanını düşünen herkesin siyasi istikrarı sağlayacak seçenekler üzerinde durması gerekir.

Bugün için parlamentoda yer alabilecek dört partiden söz edebiliriz.

Bunlardan AK Parti ve CHP iktidara daha yakın gözüküyorlar.

Bugün için, tek başına iktidara gelebilecek ve siyasi istikrarı sağlayabilecek partiler olarak AK Parti ve CHP gözüküyor.

MHP’nin tek başına iktidar olabilmesi oldukça zor.

Aslında siyasi istikrar isteniyorsa, bu üç partiden birisinin tek başına iktidara gelmesi için çaba sarf edilmeli.

Tabii bunu yaparken, hangisinin daha başarılı olabileceğini de düşünmekte yarar var.

Ekonomi politikaları, dünyaya bakış açıları, çağdaş bir yaklaşım içinde olup olmamaları da çok önemli.

İdeolojik ya da parti fanatizmi içinde, anadan babadan gelme bir alışkanlıkla partizanlık yapma yerine, ülkeye ve ülke insanına katkı sağlayacak güçlü siyasi yapılanmalara destek verilmesinde yarar var.

Günümüzde her alanda bir kutuplaşma ve bu kutuplaşmalara dayalı çatışmalar söz konusu.

Terörün giderek tırmandığını da hesaba katmakta yarar var.

PKK terör örgütünün Kürtlerin tümünü temsil etmediği ortada.

Çözüm süreci konusunda PKK’nın samimi olmadığını anlamak için kahin olmaya gerek yok.

Uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla büyük kazançlar elde ediyor.

Örgüt mafya gibi çalışıyor. Birçok ülkeden destek alıyor. Haraç topluyor. Ciddi rant alanları var. PKK’nın baronları bu rantları kaybetmek istemez.

PKK’yı Suriye, İran ve Rusya açıkça desteklerken, ABD ve AB açıktan desteklemeseler bile karşı değiller.

Suriye, Irak, Mısır, Libya hatta Filistin konularındaki çıkışlarımızla dünyada yalnızlaştık.

Cumhurbaşkanı dünyaya meydan okumakla meşgul.

Bu da bize her alanda fatura olarak dönüyor!

AK Parti’nin genel başkanı Erdoğan mı, yoksa Davutoğlu mu?

Bu belli değil.

Seçim sonuçlarının başarısı ya da başarısızlığı Erdoğan’a mı yoksa Davutoğlu’na mı fatura edilecek?

Erdoğan meydanlarda bir partinin genel başkanı gibi konuştukça AK Parti’nin oy kazanmayı bırakın oy kaybettiği kanısındayım.

Cumhurbaşkanı partili de olsa, partiler üstü davranma gerçekçiliğini göstermeli.

Yarış, Davutoğlu, Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Demirtaş arasında geçmeli.

Bu seçimin ülkemiz ve ülke insanımız için hayati önem taşıdığını bilmemizde yarar var.