BİLİYORUM, farkındayım. Siz de benim gibi, benim eski meşhur rüyaları özlediniz. Uzun zamandır pek çok okuyucum merak edip sorduğu için, 'Hayırdır birader, epeydir rüya görmüyorsun. Yoksa geceleri uyuyamıyor musun?” deyip sitem ettiği...

BİLİYORUM, farkındayım.
Siz de benim gibi, benim eski meşhur rüyaları özlediniz.
Uzun zamandır pek çok okuyucum merak edip sorduğu için, “Hayırdır birader, epeydir rüya görmüyorsun. Yoksa geceleri uyuyamıyor musun?” deyip sitem ettiği için, çok özel okuyucularım için geçen gece istihareye yattım ve tuhaf bir rüya gördüm.
Rüya bu ya…
Akşam yürüyüşü yaparken, böyle, ben diyeyim Damlataş, siz deyin Güzelyalı Caddesi civarlarında bir otelin restoran kısmında kalabalık bir grup görüyorum.
Merak ediyorum ve bazılarını tanır gibi olduğum bu grubun bulunduğu alana doğru adeta bir kedi kıvraklığında sessizce süzülüyorum.
Evet, yanılmamışım, çünkü sadece bazılarını değil, grubun neredeyse tamamını tanıyorum, kim olduklarını, ne iş yaptıklarını, hangi birimlerde görevli olduklarını çok iyi biliyorum.
Rüya bu ya…
Masada endişeli bir durumun hâkim olduğunu sezinliyorum.
Ortada, yani hâkim bölgede oturan, gözünü gökyüzüne dikmiş, diğerleri endişeli endişeli konuşurken hafif bir ıslık çalıp şarkı mırıldanan kişi dışındaki tüm masa sakinlerinin bir güvercin ürkekliğinde olduklarını hissediyorum.
İçlerinden biri dayanamayıp sessizliği bozuyor ve ortaya doğru diyor ki: “Başkanım, hiç hesap edemediğimiz bir sonuç ortaya çıktı. Düne kadar yerlerimiz sağlamdı, hiçbir gelecek endişemiz yoktu. Oysa 20 gündür gözümüze uyku girmiyor. Her an celp kâğıdımız gelecek, Asfalt Şantiyesi’ne, Belediye Tamirhanesi’ne sürüleceğiz diye korkuyoruz. Başkanım, ne yapacağız, bize bir yol gösterin.”
Rüya bu ya…
Ortamdaki diğer kişiler de son konuşanı başlarıyla, gözleriyle ve mimikleriyle onayladıktan sonra, masanın başında oturan, gözlerini gökyüzüne diken, öne doğru sarkıttığı dudaklarıyla hafif bir ıslık çalıp şarkı mırıldanan ve kendisine “Başkanım” diye hitap edilmesinden gayet hoşnut gözüken kişi, endişeli ve adeta bir güvercin ürkekliğinde oldukları gözlenen masa sakinlerini sağ eliyle “Durun bakalım” der gibi susturuyor, ardından ise beyaz ve büyük porselen dişlerini örten kalın ve etli dudaklarından şu sözlerin döküldüğünü duyuyorum: “Durun arkadaşlar. Daha hiçbir şey bitmedi. Aksine, bence her şey yeni başlıyor.”
Rüya bu ya…
Ardından, önünde duran ve sadece şirket içi çalıştığı anlaşılan küçük bir masa üstü telefon ahizesini alıp, bahçesinde oturdukları otelin içindeki bir görevliyi arıyor ve “Bana acilen Antalya’yı, Menderes Bey’i bağlayın” diyor.
Bu isteği duyan bazı masa sakinlerinin gözlerinde sönmüş olan fer daha bir ışıldarken, konuya henüz hâkim olamayan bazıları ise şaşkın gözlerle daha deneyimli olanlara soran gözlerle bakıyor.
Rüya bu ya…
Az sonra, çalan telefonu açan Başkan, “Menderes Bey selamlar. Bu arkadaş taleplerimizi henüz kabul etmiyormuş. Sizden ricam, istediği o randevuyu biraz daha geciktirmeniz. Teşekkür ederim, değerli hanımefendiye selamlar” deyip telefonu kapatıyor.
Ve gecenin finalinin geldiğini gösteren şu sözleri, endişeli gözlerle olan biteni kavramaya çalışan masa sakinlerine söyleyip sessizce gözden kayboluyor…
“Arkadaşlar, demin de dediğim gibi. Biz daha ölmedik. Oyun istiyorlarsa, oyun daha yeni başlıyor.”