Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde (KDC) mayıs ayında ilan edilen Ebola salgınında can kaybı artmaya devam ediyor. Ülke hükümetinin 31 Ağustos itibarıyla paylaştığı verilere göre doğrulanmış vaka sayısı 6 bin 186’ya, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bin 7’ye yükseldi. Salgın nedeniyle ölüm oranı yüzde 48,6 seviyesine ulaşırken, 1409 kişinin iyileştiği ve 830 hastanın karantina ile tedavi merkezlerinde gözetim altında tutulduğu bildirildi.
Salgın, ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş bir alana yayılmış durumda. Ituri, Kuzey Kivu, Güney Kivu, Haut-Uele, Tshopo ve Bas-Uele eyaletlerinde toplam 60 sağlık bölgesinin salgından etkilendiği belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 28 Ağustos tarihli durum raporunda da salgının 60 sağlık bölgesine ulaştığını ve coğrafi yayılımın devam ettiğini açıklamıştı. Özellikle sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler, vakaların zamanında belirlenmesini ve bulaş zincirlerinin kırılmasını zorlaştırıyor.
SALGININ MERKEZİNDE BUNDIBUGYO VİRÜSÜ VAR
Mevcut salgına, Ebola virüs ailesinin daha seyrek görülen türlerinden Bundibugyo virüsü neden oluyor. DSÖ kayıtlarına göre salgının ilk odağı Ituri eyaletindeki Mongbwalu sağlık bölgesi oldu. Mayıs ayında yapılan laboratuvar incelemelerinin ardından Bundibugyo virüsünün varlığı doğrulandı ve KDC yönetimi 15 Mayıs’ta ülkedeki yeni Ebola salgınını resmen ilan etti.

Bundibugyo türüyle mücadelede en önemli sorunlardan biri, bu virüse karşı özel olarak ruhsatlandırılmış bir aşının ve spesifik tedavinin bulunmaması. Bu nedenle hastaların erken tespit edilmesi, izolasyona alınması ve destekleyici tedavinin mümkün olduğunca hızlı başlatılması kritik önem taşıyor. DSÖ, erken ve kaliteli destekleyici bakımın hastaların hayatta kalma ihtimalini artırabildiğini vurguluyor. Salgın sırasında kullanılabilecek aşı seçenekleri ve yeni tedaviler konusunda da bilimsel çalışmalar sürdürülüyor.
EBOLA NASIL BULAŞIYOR?

Ebola, enfekte kişilerin kanı veya diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşabiliyor. Hastaların bakımını üstlenen sağlık çalışanları ve aile bireyleri, gerekli koruyucu önlemlerin alınmadığı durumlarda yüksek risk altında bulunuyor. Virüs, yaşamını yitiren kişilerin bedenlerinde de bulaştırıcılığını sürdürebildiği için cenazelerin güvenli ve kontrollü biçimde defnedilmesi salgın yönetiminin temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu nedenle salgın bölgelerinde yalnızca hastaların tedavi edilmesi yeterli görülmüyor. Yeni vakaların hızla tespit edilmesi, temaslı kişilerin izlenmesi, şüpheli vakaların test edilmesi, sağlık kuruluşlarında enfeksiyon kontrolünün güçlendirilmesi ve toplumun doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. DSÖ ve yerel sağlık ekipleri, salgının kontrol altına alınmasında toplumun sürece güvenmesinin ve sağlık ekipleriyle iş birliği yapmasının da belirleyici olduğuna işaret ediyor.
ÇATIŞMALAR VE YOĞUN HAREKETLİLİK MÜCADELEYİ ZORLAŞTIRIYOR

KDC’deki salgın yalnızca tıbbi bir kriz olarak değerlendirilmiyor. Virüsün yayıldığı doğu ve kuzeydoğu bölgelerinde uzun süredir devam eden güvenlik sorunları, yerinden edilmiş nüfus, sağlık altyapısındaki eksiklikler ve yoğun insan hareketliliği salgınla mücadeleyi güçleştiriyor. Madencilik ve sınır ticareti nedeniyle bölgeler arasında sürekli hareket eden nüfus da temaslı takibini ve vakaların erken belirlenmesini daha karmaşık hale getiriyor.
DSÖ, özellikle ulaşılması güç bölgelerde sağlık hizmetlerinin devamlılığının sağlanması, laboratuvar kapasitesinin artırılması ve sınır bölgelerinde gözetimin güçlendirilmesi üzerinde duruyor. Salgının ilk dönemlerinde test kapasitesinin genişletilmesinin daha önce alınmış örneklerin sonuçlandırılmasını hızlandırdığı ve doğrulanmış vaka sayılarındaki artışın bir bölümünün güçlendirilen sürveyans çalışmalarından kaynaklandığı da DSÖ raporlarına yansıdı.
KDC TARİHİNİN EN BÜYÜK EBOLA SALGINI

DSÖ, mevcut salgını Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde bugüne kadar kaydedilen en büyük Ebola salgını olarak nitelendiriyor. Ülke, Ebola virüsünün ilk kez tanımlandığı 1976’dan bu yana çok sayıda salgınla mücadele etti. Önceki deneyimler; hızlı vaka tespiti, temaslı takibi, güvenli defin uygulamaları, sağlık çalışanlarının korunması ve yerel toplumlarla kurulan güven ilişkisinin salgının kontrol altına alınmasında kritik rol oynadığını gösterdi.
BATI AFRİKA SALGININDAN SONRA EN AĞIR TABLOLARDAN BİRİ

KDC’deki mevcut tablo, küresel ölçekte de Ebola tarihinin en ağır salgınlarından biri haline geldi. Ebola açısından en büyük küresel kriz, 2014-2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanmıştı. KDC’de hızla büyüyen mevcut salgının ulaştığı vaka sayısı ve genişleyen coğrafi alan, uluslararası sağlık kuruluşlarının bölgesel yayılım riskine karşı hazırlıkları artırmasına neden oluyor.
Salgının kontrol altına alınabilmesi için sağlık ekiplerinin güvenli biçimde çalışabilmesi, vakaların gecikmeden sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi ve temaslıların düzenli olarak takip edilmesi önem taşıyor. Uzman kuruluşlar ayrıca şüpheli belirtiler gösteren kişilerin sağlık ekipleriyle temas kurmasını, hasta veya yaşamını yitirmiş kişilerin vücut sıvılarıyla korunmasız temastan kaçınılmasını ve salgın bölgelerinde yetkili sağlık kuruluşlarının yönlendirmelerine uyulmasını öneriyor.




