Tanrı nazardan saklasın, Alanya'mızda su bol. Şıkır şıkır her yandan su fışkırıyor… Ama günümüzde 1,5 milyar insan içme suyuna ulaşamıyor. Kullanım suyu bulamayanların oranı tüm dünyada % 70 oranında. İçme ya da kullanım...
Tanrı nazardan saklasın, Alanya’mızda su bol. Şıkır şıkır her yandan su fışkırıyor… Ama günümüzde 1,5 milyar insan içme suyuna ulaşamıyor. Kullanım suyu bulamayanların oranı tüm dünyada % 70 oranında. İçme ya da kullanım suyundan mahrum kalmanın yarattığı hastalıklardan her gün 300 bin kişinin öldüğü söyleniyor. Filistin’deki yerleşmelerin yarısında akarsu yok; ama İsrail kolonilerinin hepsinde bu olanak var. “Kalkınmakta olan” ülkelerde günlük su tüketimi ortalama olarak kişi başına 20 litre. İtalya’da 213 litre, ABD’de 600 litre, Kaliforniya’da ise 4.100 litre.
Dünyada su israfı inanılmaz boyutlarda. Tarımsal sulamada kullanılan suyun %40’ı buharlaşmayla yok oluyor. Su, giderek, bütün dünyada sınırlı bir kaynak olmaya başladı. Var olan sular da durmadan kirleniyor. Örneğin Fransa’da ırmak sularının %85’i tümüyle kirli. Bu kirlenmenin ardında çeşitli nedenler var. Ayrıca, nükleer santraller, olası radyoaktif sızıntılarla yarattıkları kirlenmenin yanında, büyük miktarda suyu soğutma amaçlı kullandıkları için suyun ısısını artırarak doğal yaşama da zarar veriyorlar. Tarımsal ilaçlama bir yandan, sanayinin atıkları öte yandan, bu kirletme süreci sürüyor.
2.824 kilometrelik çığırı boyunca sekiz ülkeden ve üç başkentten geçtikten sonra Karadeniz'e ulaşan Tuna Nehri, Karadeniz’e tüm Avrupa’nın pisliğini akıtıyor. Bu pislik Boğaz yoluyla Marmara’ya geçiyor ve büyük bir miktarı orada çöreklenip kalıyor. Ege’ye ulaşanlar ise orayı da çöplük haline getiriyor.
Sularımıza sahip çıkmamız gerekir.
Geçen gün Dim Çayı Barajını görmeye gittim. Doğrusu gönül okşayıcı bir görüntüydü. Ama barajların eko sisteme sağladığı yararlar kadar, verdiği zararlar da önemli. Bunu unutmamak gerekir.
Aklıma hemen şu soru takıldı: Dim Çayı’ndan denize akan tonlarca su, balonlarla Kıbrıs’a götürülemez mi? Yoksa böyle bir şey yapılıyor da ben mi bilmiyorum.
Uzmanların görüşüne göre önümüzdeki on yıl içinde su kavgaları başlayacak. 2030’lu yıllarda ise bu kavgalar ciddi savaşlara dönüşecek. Aynı uzmanlar, devletlerin önlem alması gerektiğini vurguluyor ama nasıl bir önlem alınması gerektiği konusunda kimsenin bir fikri yok.
Çin, Dünya nüfusunun %20’sini barındıran bir ülke. Su rezervlerinin ise yalnızca %7’sine sahip. Çin’de su kirlenmesinin boyutu da çok büyük. Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne göre Çin’in 640 büyük kentinde su sıkıntısı yaşanmaya başlandı. Bunların içinden 100’ü ise ciddi bir sıkıntı içinde
Bize ne Çin’den demeyin. Çin su için ayağa kalkarsa, kıyamet kopar.
Zaten uzmanlar da 2030’lu yıllarda kıyametin sudan kopacağını söylüyorlar.
Aman sularımız konusunda bir parça daha titiz olalım.