"BİZİ yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."

Kim diyor bunu?

Elbette, Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Şöyle devam ediyor...

"Din, lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki; Din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz."

Ta 1930'larda söylemiş bunları, Gazi Mustafa Kemal.

Gelelim günümüze.

Kendilerini Devlet içinde 35-40 yıl gizleyen FETÖ'cüler bu ülke için en büyük tehlikedir, bu konuda mutabıkız. Ama bu ülke için en büyük tehlike, tıpkı günebakan çiçeği gibi, anında güneşin, yani gücün olduğu yere dönen fırıldak karakterli FETÖ'cüler değil midir?

Yanıtı merak edilen diğer sorular ise şunlardır:

"FETÖ, Anayasal düzeni ve seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik bir darbe girişimi yaptı. Gülen Cemaati tu kaka. Bunda hemfikiriz. Peki ya diğer Cemaat'ler ne olacak? Allah ile kul arasına din simsarı sokan, kermeslerle, himmet bağışlarıyla vs ekonomik olarak sinsice güçlenen, yurtlar vasıtasıyla şakirt yetiştiren diğer Cemaat'lere ses edilmeyecek mi? Geleceğin FETÖ'cüleri olmayacakları ne malum? Yoksa 'Benim Cemaat'im cici, diğerleri kaka' mı denilecek?"

Böyle demiştim, bundan birkaç gün önce kaleme aldığım bir köşe yazısının sosyal medya paylaşımında.

Buna mukabil...

Alanya'da yaşayan Kemal Sakarya adlı bir vatandaş ise sosyal medyada merak edilen bazı soruları gündeme taşımış.

Demiş ki...

"Şöyle bir sorgulayın. 'Yerel seçimlerde Cemaat denilen zümre kimi desteklerse o kazanır' deniliyor. Bir pazarlık masası kuruluyor, kim fazla verirse oylar ona teslim ediliyor. Komünist parti çok verse, oylar oraya. Bir de bunu genel seçimler için düşünün. Yani ahtapot her yerde. Sorun bir tek Pensilvanya ahtapotu değildir. İslamiyet'in tek rehberi vardır. Allah ve Kuran'dır, gerisi yalandır."

Altına aynen imzamı atarım.

Kemal Sakarya'nın yanı sıra, Yasama, Yürütme ve Yargı'dan bağımsız, denetime ve sansüre kapalı bir şekilde birlikte televizyon programı yapsalar eminim reyting rekorları kıracak olan bir diğer isim olan Doktor Tahsin Biner ise şu ilginç saptamayı yapmış:

"Kandırılanlar listesi ve sayısına bakılacak olursa, ülkenin gerzek dolu olduğu görülecektir. O yüzden acilen et fiyatları düşürülüp halkın protein alması sağlanmalı, ekmek tüketimi azaltılmalıdır."

Katılırsınız veya katılmazsınız ama geçmişte FETÖ'ye inanan, para yardımı yapan, hizmetlerinde çalışan ama şimdi iş sıkıya gelince anında dönenlerin sayısal çokluğunu görünce, insan Tahsin Biner'in bu sözlerine katılmadan edemiyor.

Sosyal medyada Muhammet Özdoğan adlı bir takipçimin FETÖ'cülerin dini nasıl ticarete alet ettiklerini, ekonomik olarak nasıl büyüdüklerini, nasıl bu kadar para sahibi olduklarını anlatan muhteşem bir paylaşım var.

Tamamı gerçek, tamamı yaşanmış olaylar.

Çok uzun olduğu için tamamını paylaşamayacağım ama sizin için özet yapacağım.

Fethullahçı çete, önce çok değerli bir araziyi gözüne kestiriyor, sahibi Mehmet Amca'yı buluyor, randevu alıp ziyaret ediyor ve diyor ki: "Fethullah Hocaefendi'nin selamı var. Araziyi bize bağışlayacaksınız. Tabi bedava değil, Allah rızası için. Yani cennet karşılığı, Rasulullah'a komşu olman mukabilinde."

Arsayı bu yolla alıyorlar.

Daha sonra "Allah rızası için" aldıkları bu arsaya okul yaptırmak için bu kez Ahmet Amca'nın kapısını çalıyorlar ve diyorlar ki; "Fethullah Hocaefendi'nin selamı var. Osman Amca'dan aldığımız arsanın üzerine yaptıracağımız okulun kaba inşaatını sizin yapmanızı istiyor. Tabi bedava değil, Allah rızası için. Yani cennet karşılığı, Rasulullah'a komşu olman mukabilinde."

Okulu da bu yolla yaptırdıktan sonra içini aynı yöntemlerle dayayıp döşüyorlar.

Sıra, okulda eğitim verecek öğretmenlere geliyor. İlkokuldan beri FETÖ'nün okul ve evlerinde eğitim görüp öğretmen olanlardan fedakârlık isteniyor.

Deniliyor ki: "Muhterem arkadaşlar, şimdi sıra sizde. Bu okulda siz görev yapacaksınız. Ama fazla para beklemeyin. Asgari ücretle çalışacaksınız. Fakat bu emeğinizde 'Allah rızası' var. Cennet var. Zorluk var. Ama Rasulullah'a komşu olmak da var."

Üç kuruşa çalışacak öğretmen işini de "Allah rızası için" formülü ile halleden FETÖ'cüler, okula öğrenci kaydı sırasında ise adeta aslan kesiliyorlar.

Bedava arsa ve bedava okul binası ile hepsi "Özel" olan okullarına yıllık minimum 25 bin eğitim + 5 bin yemek parası = 30 bin TL ile öğrenci kaydı alan FETÖ'nün kazandığı tüm paralar ise direkt Pensilvanya'ya gönderiliyor.

Profesör Fatih Hilmioğlu'nu anımsar mısınız?

Anımsatalım.

Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü oldu, üniversiteye çöreklenen tarikatçılar ve FETÖ ile mücadele etti, yüzlerce Atatürkçü subay, öğretmen ve hakim gibi FETÖ'nün kumpasına getirildi, "Darbeci" diye Silivri'ye tıkıldı, 5 sene cezaevinde yatırıldı, hapisteyken 22 yaşındaki oğlunu kaybetti, cenaze için izin bile vermediler, kahrından kanser oldu.

Profesör Hilmioğlu; yüzlerce, binlerce FETÖ mağdurundan sadece biri.

Bugün, "Biz yanılmışız", "Gerçekleri geç fark ettiğimiz için bana ahmak diyebilirsiniz" ile kurtulmak, Demokrasi Nöbeti'nde sırıtmalarına müsaade etmek mümkün olmamalı diye düşünüyorum.

Bu ülkenin civanmert demokrasi aşığı yüzlerce değerli insanı bir dönem cezaevlerinde çürümeye terk edilmişken, Cemaat'in sırtına yapışıp makam mevki sahibi olanlardan, para pula doyanlardan, Devlet kademesindeki işlerini abi'lerine şak diye hallettirenlerden, şimdi çark edip demokrasi havarisi kesilenlerden tek tek hesap sorulmalı.

Bugünkü yazıyı, böyle kritik bir süreçte fikirleri ile tek kılavuzumuz olması gereken Mustafa Kemal Atatürk'ün 1930 yılına ait şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

"Arkadaşlar, efendiler ve ey millet. İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar."