Siyasette, sporda, çevrecilikte ve de her tür teknik konuda bilgisi olmadığı halde fikir yürütme konusunda birbiriyle yarışan bir toplumda, doğru bilgi edinmek istediğinizde, bilge ile bilgisizin, doğru ile yanlışın ayrımını yapabilmeniz...

Siyasette, sporda, çevrecilikte ve de her tür teknik konuda bilgisi olmadığı halde fikir yürütme konusunda birbiriyle yarışan bir toplumda, doğru bilgi edinmek istediğinizde, bilge ile bilgisizin, doğru ile yanlışın ayrımını yapabilmeniz mümkün mü?

Toplum siyasetle yatıyor siyasetle kalkıyor.

Politika iliklerimize kadar işlemiş.

Bilim adamları bile, bilimi siyasetin hizmetine sunma yerine, bilimi siyasete ya da belli ideolojilere meze yapmakla meşguller!

Batıda siyaset seçimden seçime gündeme gelirken, biz her an ve her saat siyasetçilerin bir kaşık suda fırtına koparma çabalarına ciddi katkılarda bulunarak, onların bu rezilliğini, günlük yaşamamıza taşıma saçmalığını sergiliyoruz.

Başbakanın “Dindar gençlik yetiştiriyoruz” mealindeki sözünü günlerdir tartışıyoruz.

Din, toplumu hizaya sokup, terbiye ederek, kötülükleri önlemeye dönük enstrümanlardan sadece birisi.

Diğerleri ise, örf adet ve gelenekler olarak sıralansa da asıl belirleyici olanlardan birisi de kültürdür.

Bu da, çok sağlam bir eğitim ve öğretimle olur.

Asıl belirleyici ve yaptırım gücü olan da devlet yapısıdır.

Yani, yasalarla toplumun yaşam hakkının, mal ve can güvenliğinin sağlanmasıdır.

Sayın Başbakan, ‘dindar’ kelimesi yerine inançlı kelimesini kullansaydı çok daha iyi yapardı.

Zira, inancın içine her tür tercih girer.

Ateisti, deisti, dindarı.

Dindar dendiğinde de hangi din ya da hangi dinin mezhebi sorusu gündeme gelebilir!

Neyse, biz de, bir cümleden yola çıkarak eleştirdiğimiz tartışmanın bir parçası olma saçmalığı içine girmeyelim! Televizyon kanallarında ya da gazetelerin manşetlerinde siyasetçilerin boy boy demeçleri yer alıyor.

Açıklamalara bakın, fındık kabuğunu dolduramayacak kadar sıradan ve de yüzeysel, salt eleştiri ve suçlamaya dönük laf salatalarından başka bir şey değil.

Medya reyting kaygısıyla bu rezil yaramızı kaşımakla meşgul.

“Dedim, dedi”lerle taraflar kızıştırılmaya çalışırken, taraflar da gündemde kalmak, medyada görünebilmek için, bu oyunun bir parçası olarak sahnede yer almakla meşguller.Alanya’da siyasilerimizin açıklamalarına bir dikkat edin.

Ciddi bir şey var mı?

Velhasıl, toplumun hangi kesimine giderseniz gidin, nerede üç beş kişiyle bir araya gelirseniz gelin, laf dönüp dolaşıp siyasete, futbola ya da bir başka tartışma konusuna geliyor.

Bu tartışmalar, kişilerin fikir alış verişi şeklinde karşılıklı olarak bilgi edinmelerine katkıda bulunmaktan çok, fanatik taraftarların birbirlerine üstünlük kurması şeklinde bir kısır çekişme olarak devam edip gidiyor.

Bizim köşenin de aynı çizgide koşuşturmasının da nedenini inanın tam olarak ben bile bilmiyorum!

Sanırım, bu rezil sel furyası içinden kurtulabilmemiz adına, Don Kişot’luğa soyunuyorum!

Geçen gün iki kişinin futbol konusundaki tartışmalarını dinledim, ağzım açık kaldı.

60- 65 yaşlarında, garip giyimli futbolla uzaktan yakından ilgileri olmayacağını düşündüğüm iki zat-ı muhterem, Beşiktaş konusunda tartışıyorlardı.

Yıllar boyu futbol oynamış, hakemlik, antrenörlük ve yöneticilik yapmış birsi olmama rağmen, bu iki kişinin tek tek futbolcuları saymaları, mevkilerini bilmeleri, kimin nerede oynaması gerektiği üzerindeki fikir alış verişleri, özellikle de Beşiktaş’ın teknik direktörünü eleştirmelerini dinleyince pes doğrusu demekten kendimi alamadım!

Eğer bir toplumda bu denli yaygın bir bilgi zenginliği ve bilgelik iddiası varsa o toplumda bilgiyi kimin ve nasıl kullanacağını belirlemek ve bir otoriteyi saptamak çok zor olur gibi geliyor bana!

Tıpkı, horozun çok olduğu yerde sabahın erken olması gibi…