Fanatizmin her türünün ne denli tehlikeli ve akıl mantık dışı olduğu, hep söylenir durur. Her alanda, fanatizm belasının batağına batmakla meşgulüz. Korkarım bu bataklıkta boğulacağız. Miting meydanlarında yığınların, parti fanatizmi...

Fanatizmin

her türünün ne denli tehlikeli ve akıl mantık dışı olduğu, hep söylenir durur.

Her alanda, fanatizm belasının batağına batmakla meşgulüz.

Korkarım bu bataklıkta boğulacağız.

Miting meydanlarında yığınların, parti fanatizmi içinde “Öl de ölelim, vur de vuralım”, ya da kulüp taraftarlarının “Ölmeye geldik”, “Buradan çıkılmaz”, “Senden başka neyim var benim” şeklindeki tezahüratlarının bir mantığı var mı?

Her tür fanatizm kutuplaşmayı, her kutuplaşma da çatışmayı çağrıştırıyor.

Sosyal medyaya, Facebook'a, Twitter'a bakın, herkes sanki bu seçimde milletvekili adayıymış gibi, propaganda yapma saçmalığı içinde.

Kimi vatandaşlar, tuttuğu partiyi göklere çıkartırken, diğerlerini yerin dibine batırmakla meşgul.

Tıpkı, futbol takımlarının fanatik taraftarları gibi.

Seçim meçim söz konusu değilken bile, bizim dışımızda, siyasetle bu kadar iç içe olan bir başka toplum daha var mıdır?

Böylesine rezil bir kutuplaşmaya yönelip, birbirimize düşman olma noktasına taşınmamızın nedenini bilen ya da bilmeye çalışan var mı?

Sanmıyorum ama olsa bile, sayılarının oldukça az olduğu kanısındayım.

Bu konuya açıklık getirme adına, iki atasözü üzerinde durmakta yarar var.

Birincisi “Grup olmak güç verir. Hepimiz aidiyet duygusunu severiz” dendiğine göre, birey olarak güçlenmek için, bu tür yapılanmalarda yer alıyoruz demektir.

İkinci atasözü ise “Bir birlikteliği oluşturup, güçlendirmenin en kolay yolu, ortak bir düşman bulmaktır.”

Demek ki, insanın doğasında var olan güçlü olma arzusu ve aidiyet duygusuyla oluşan gruplaşmaların, çok daha güçlenmesi için, gruplar arasında düşmanlık yaratılarak çatışma başlatılmakta.

Zaman içinde, kimi güçler, etki-tepki şeklinde birbirlerini besleyerek güçlenirler!

MHP ve HDP’nin etkileşimine bu açıdan bakmak mümkün.

Genelde, etnik, dinsel ya da mezhepsel farklılıklara dayalı yapılanmaların, siyasette öne çıkmasının sırrı, sanırım bu iki atasözünde gizli!