Yanıldım, yanıldın, yanıldı, yanıldık, yanıldınız, yanıldılar… 1980 faşizminin tornasından adam çıkmaz diye düşünenler yanıldı. Demek ki planlı yönlendirmelerle ' tornadan çıkma” kul yetiştirmek mümkün değilmiş. Daha...
Yanıldım, yanıldın, yanıldı, yanıldık, yanıldınız, yanıldılar… 1980 faşizminin tornasından adam çıkmaz diye düşünenler yanıldı. Demek ki planlı yönlendirmelerle “ tornadan çıkma” kul yetiştirmek mümkün değilmiş. Daha o; türbana güvenerek işlediğiniz genç kızların sosyalleştikçe karşınıza dikileceği günler yakındır. Merak ettim doğrusu, dur bakalım ne olacak?
Gelişen teknoloji, değişen sosyal olaylar karşısında; gençler farklı düşünmek ve geleceklerini korumak çabası içindeler. Gençler, Gezi Parkı direnişinde, iktidardan muhalefete “Artık bizim yerimize düşünmeyin, geleceğimizle ilgili kararlar almayın” dediler.
Akacak su yatağını bulur. Gençlerin sadece iktidar ve muhalefete değil, askere de mesajı var, “Sen tahriklere kapılma, otur kışlanda, sen her karıştığında bedelini en çok ben ödüyorum” dedi. Haksız yargılamalara karşı askerin sessizliğini eleştirenlerin unuttukları; asker sokağa indiğinde arkasına ilk saklananlar arabesk sermaye kuruluşu TÜSİAD ve tarikatlardır. Bunu yaşayarak öğrendik. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat mağdurları sizce kimlerdir? Bakalım su akacak mı? Dur bakalım ne olacak?
Tarih ezeli bir tekerrürdür. Gezi Parkı olaylarının, geçmişteki Jön Türkler hareketiyle benzerlikleri var. Ehliyetsiz ve niteliksiz yönetimlere ilk başkaldırı Jön Türk Hareketiyle olmuştur. Osmanlının mutlakıyet rejiminden meclisli meşrutiyet rejimine geçişi bu hareket sağlamıştır. Jön Türkler aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk kurucularıdır. Tarihe sığ ve art niyetli yaklaşanlar “İttihatçı kafalar” diye düşünenler; bu grubun Osmanlının aydınlık yüzü olduğunu unutuverirler.
Gezi Parkı bir siyasi harekete dönüşür mü? Orasını bilemem, ancak Gezi Parkıyla millet, ülkede bir zamanlar sanatın var olduğunu hatırladı. Mizah ve zeka ön plandaydı. Tiyatro, mimarlık, sinema, karikatür, edebiyat, müzik ve sanat adına susamışlığı giderecek her türlü eylem meydanlardaydı. Şiddeti ve kanı gösterilere katmaya çalışanların oyunlarına gelmediler. Pala, sopa, toma, biber gazı ile korkutmak şöyle dursun, bestelere, karikatürlere ilham kaynağı bile oldular.
Gençliğimiz Süleyman Demirel zıtlığıyla geçti. Ama yiğidi öldür hakkını ver derler… “Yürümekle yollar eskimez” onun sözüdür. Onun zamanında yetişen tiyatro, sinema, müzik, mizah (saymakla bitmez) sanat ve hatta bilim insanlarının yerleri; ne yazık ki günümüzde doldurulamamaktadır.
Eylül, tarihimizin bela aylarındandır. Kötü günler geliyor korkusu yerine akıllı olmak ve birbirimize empatiyle yaklaşmak zorundayız. İradeyi ellerinde bulunduranlar özellikle 1958-1960 arası tarihini iyi okumalılar. Günümüzle örtüşen bu tarihte; Tahkikat Komisyonlar ve Vatan Cepheleriyle bir liderin arkasının nasıl boşaltıldığını öğrenmeliler. Ötekileştirmeler ve toplumu germeler hepimize zarar verecek.
Gelecek, anlaşılan sıkıntılı geçecek. Merak ettim doğrusu, dur bakalım ne olacak?