Van'daki deprem, bu ülkede ulusal birliğin hâlâ yaşadığını, etnik kökenleri ne olursa olsun, böyle büyük bir felâket karşısında tüm ulusumuzun deprem bölgesine yardım yağdırdığını gösterdi. Tır yükü eşya gönderen yurttaştan,...
Van’daki deprem, bu ülkede ulusal birliğin hâlâ yaşadığını, etnik kökenleri ne olursa olsun, böyle büyük bir felâket karşısında tüm ulusumuzun deprem bölgesine yardım yağdırdığını gösterdi. Tır yükü eşya gönderen yurttaştan, elindeki oyuncağını gönderen minik çocuğa kadar…
Bu arada TV kanallarının kimi tekil, kimi ortak yardım kampanyaları düzenledi. Herkes, gücünün yettiği kadar bağışta bulundu bu kampanyalara. Kimi 50, kimi 500, kimileri de 300.000, 500.000, 1.000.000 lira yardım yapacaklarını duyurarak katıldı bu kampanyalara. Televizyon kanallarının yayın içinde topladıkları para 50–60 milyon lirayı buldu, aştı bile. Ne güzel. Felâketin haberlerini TV kanallarından izleyenler olarak, gönendik, sevindik, “İşte bu!” dedik “Ulusal birliğin, ulusal yardımlaşmanın en büyük göstergesi bu!”
Bir şeyi anlayamamıştım: Bu TV kampanyaları olmasaydı, o büyük yardımları yapacaklarını duyuran şirketler sessiz mi kalacaktı? İlle bir TV şamatası içinde ve böylesine gösterişli mi olmalıydı bu yardımlar? Bizim geleneğimizde vardır, yardımı yapacaksan, usulca, karşındakini incitmeden yapacaksın… Hadi bu da TV çağının yardımlaşma biçimi olsun, diye düşündüm.
TV kanallarında çığlık çığlığa duyurulan onca yardım banka hesaplarına yatmış mı? Yatan paralar yerlerine ulaşmış mı? Bilmiyoruz.
Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Dinç'in gazetelere yaptığı açıklama, hepimizi düşündürmeli.
Dinç, televizyon kanallarının “Van İçin Tek Yürek” adı altında ortaklaşa düzenlediği kampanyada sözde bağışlandığı söylenen 62 milyon liranın yalnızca üçte birinin ödendiğini duyuruyor. Yani 20,66 milyon lira. Gerisi? Gerisi “yok” hesabında. Ama adam o yayına çıkıp üfürebileceği kadar üfürmüş ya… Bu reklam ona yeter.
Kimi yüzsüzler depremi bile reklam amaçlı kullanmayı başarabilmişler.
“Şu kadar yatıracağım” diyenleri izleyen, denetleyen bir mekanizma yok. Van depremi gibi yüzlerce insanın öldüğü, binlerce insanın yaralandığı, binlercesinin de evsiz kaldığı bir felâketi böylesine kullanabilmeyi aklım almıyor.
Dinç, bunların izlenip yüzsüzlüklerinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini söylüyor. Tüm yüreğimle katılıyorum. Bu kayıtlar TV kanallarında var. Bir de “Yüzsüzler” programı yapılamaz mı TV kanallarında?
Aslında ben bir parça da TV kanallarını suçluyorum. Yalnızca söylediği parayı o anda yatıranların adını açıklamak gibi bir düzenleme yapılamaz mıydı?
Şimdi, söz verip de tutmayanları kim izleyecek, kim denetleyecek? Hukuksal olarak var mı bunun bir olanağı? Adam, “Valla çok duygulanmıştım, 100 diyecektim, 1.000 çıktı ağzımdan” dese örneğin, ne yapılabilir? Hiçbir şey. Ortada bir sözleşme, bir akit yok çünkü. “Veriyoruuum, veriyoruuum, verrdimm!”
“Çok yaşayın beyefendi… Alkışlar…”
TV kanalları, bir “yüzsüzler” programı yapamazlar, çünkü “Şu kadar topladık!” balonları söner o zaman. Kendileri için kötü reklam olur bu da. Bağıra bağıra duyurdukları rakamların gerçekte ne kadar az bir toplama dönüştüğü görülür.
Bence bundan çekinmemeli hiçbir kanal. Beyaz, bir gün ekran karşısına geçip, “Hüsamettin Bey, siz şu kadar bağışta bulunmuştunuz ama yatırmadınız bu parayı.” diyerek yüzsüzleri kamuoyuna duyurmalı. Bu, kanalların da ayaklarını sağlam yerlere basmakta olduklarının, başlattıkları bir işi sonuna kadar kovaladıklarının bir göstergesi olabilir. Bence bir TV kanalı için ciddi bir onur konusu olmalı bu…
Böylesi kampanyaların bir tür denetim mekanizması içinde yapılması gerektiği anlaşılıyor. Biliyorum, zor ama bir yolu bulunabilir elbette. Yoksa bu tür kampanyalar, acının reklam amaçlı istismarına dönüşüyor.
Acılar paylaşılır. Reklam fırsatı sayılarak kullanılmaz.
TV kanalları Van depremi için düzenledikleri yardım kampanyalarında, bu bağlamda sınıfta kaldı sanırım.
Ama ulus olarak biz, sınıfı pek başarılı bir biçimde geçtik yine de… Bütün güzel eller, gerçek anlamda Van’a uzandı. Ekili her yerde birkaç ayrık otu bulunur. Bu yüzsüzleri de ona sayalım…