Facebook'ta dün geçici bir çökme yaşandı... Ödümüz patladı. İktidar Twitter'ı yasaklamıştı. En büyük muhalefeti de bu konuda gördü. Amerika üzerinden Twitter'ı kullandık, yasakları deldik... Dedim ya dün Facebook'ta...
Facebook'ta dün geçici bir çökme yaşandı...
Ödümüz patladı.
İktidar Twitter'ı yasaklamıştı. En büyük muhalefeti de bu konuda gördü.
Amerika üzerinden Twitter'ı kullandık, yasakları deldik...
Dedim ya dün Facebook'ta kısa süreli çökme yaşanınca kullanıcıları paniğe kapıldı. Abartıyorum sanmayın, inanın...
Gözlerinizin önüne getirin lütfen... Havaalanında, kafeteryada... Durakta otobüs beklerken, hamamda havlular içindeyken... Yolda yürürken...
Elimizde cep telefonu, boynumuz öne doğru kırık, gözlerimiz telefonun ekranında... Parmaklarımız tuşlarında... Ya yazışıyoruz, ya az önce çektiğimiz fotoğrafı Facebook'tan paylaşıyoruz ya da Tweet atıyoruz. Veya okuyoruz.
Türkiye'de ne olup bittiğini, son haberleri belki anında telefondan öğrenmek iyi... Ancak siz anlatıyorsunuz. Derdinizi... Sevginizi... Düşüncenizi...
Karşınızda eli telefonda, boynu öne eğik, gözleri ekranda olan insan ya da insanlar size, "Anlat kızım Melahat" muamelesi yapıyorsa moraliniz bozulmaz mı?
Enerjiniz azalmaz mı?
Yaşamımıza giren televizyon yokken ne yapardık, düşündüm...
Çocukluk yıllarıma döndüm.
Radyo dinlerdik. Kuzinenin üstünde bir gün kestane patlatırdık. Bir gün tencerede mısır haşlardık... Ya da kuzinenin gözünde patates közlerdik.
Mutluyduk...
Komşu oturmaları vardı. Misafir için özenle korunan ve misafir geldiğinde girilen odalarımız vardı.
Adı da misafir odasıydı...
Kapı önü sohbetleri vardı. Park buluşmaları... Park'ta termostan konulan çaylar ve gelmeyen komşunun da çekiştirildiği keyif dolu sohbetler.
Bu söylediklerimin bir kısmı küçük kentlerde, ilçelerde, köylerde hala yaşanıyor.
İnsanlar sosyal yaşamlarını sürdürüyorlar.
Ancak büyük kentlerin insanları artık yaşamlarını sosyal medya üzerinden sürdürüyor.
Facebook üzerinden sevgi sözcüklerini fısıldıyor...
Twitter üzerinden kamuoyuna varlığını kanıtlamaya gayret ediyor.
Instagram üzerinden fotoğraf albümlerini dolaştırıyor...
Sosyalleşmeyi internet üzerinden yürütüyor. Birbirini hiç görmeyen, hiç el sıkışmamış, göz göze gelmemiş on binlerce insan sizin yaşamınızın içinde yer alıyor.
Kimi sizi çok seviyor, övüyor…
Kimi söylediklerinizden ötürü sizi düşman ilan ediyor, sövüyor...
Yaşamımız artık sosyal mecra üzerinden yürüyor. Çağın gereği belki ancak insan gerçek dostlukları, sohbetleri, çay içimi park buluşmalarını özlüyor.
Yaşamın gerçeği güzel... Ancak sanal buluşmalar da gerekli... İletişim de...
Facebook, Twitter, Youtube, Instagram...
Misafir odalarımız oldu.
Hoşgeldiniz…
***
Maltepe'de yatan komutanlarımızı Müjdat Gezen, Tuncay Özkan, Haluk Hepkon ile birlikte ziyaret ettiğimizde, "Haziran ayı içinde çıkarsınız" demiştik.
Bilirkişi miyiz? Hayır... Bir yerlere etki mi ettik? Hayır...
Görünen köy kılavuz istemez derler, geç de olsa adalet yerini buluyor. Komutanlarımız da özgür artık. Son görüşmede kurmay albaylar bana, "Kime gittiysen onlar özgür kaldı. Sen uğurlusun. İnşallah bize de uğurlu gelirsin" demişlerdi.
Gülmüştük, "inşallah" demiştik... İnşallah...
Uğuru bilmem ama sizleri orada yatıran uğursuzları bilirim...
Geçmiş olsun demiyorum, gelecek olsun.
Dün yalnızca Facebook çökmedi, bir haksız, hukuksuz dava daha çöktü.
Ayaklarına balyoz düşsün...