Dünkü yazımda, Alanya'nın cadde ve sokaklarında, iki tekerlekli araçlarıyla magandalık yapan, kent ayılarının yarattığı terörü anlatıp, 'imdat” dedim. Kendim için değil; Alanya için, Alanya turizmi için 'imdat” dedim....
Dünkü yazımda, Alanya’nın cadde ve sokaklarında, iki tekerlekli araçlarıyla magandalık yapan, kent ayılarının yarattığı terörü anlatıp, “imdat” dedim.
Kendim için değil; Alanya için, Alanya turizmi için “imdat” dedim.
Onlarca sağ ol/var ol türü, gaz yüklü telefonlar ve iletiler geldi.
Hepsi de turizmci(!) beylerden…
Bu beylerin yüzlerine karşı da söylediğim bazı şeyleri, burada da dillendirmek istiyorum.
* * *
Sizler turizmci falan değilsiniz beyler.
Öyle otel açıp, yurt dışındaki fuarlarda arz-ı endam etmekle, turizmci olunmuyor.
Bu kadar basit değil, turizmci olmak.
Hele de turizmde “marka kent” olmak.
Yürek işidir turizm, gönül işidir.
Boş boş bakmak değil, baktığını görme işidir; gördüğünü hayata geçirme işidir.
Turizmci, öncelikle yaşadığı çevreye karşı duyarlı olmalıdır.
Hiç darılıp, gücenmeyin ama sizler yaşadığınız çevreye karşı duyarlı değilsiniz.
Bölgelerinizde, görüntü ve gürültü kirlilikleri varmış/yokmuş, denizler temizmiş/kirliymiş, denizlere rahatça giriliyormuş/girilemiyormuş… çoğunuzun umurunda değil.
Size göre; kimseyle dalaşmaya, risk almaya gerek yok; nasıl olsa sizin yapmanız gerekeni birileri çıkar yapar.
Gelenler ağalarınız, gidenler paşalarınız, sizler için.
Size dokunmayan yılan bin yaşasın.
Nasıl olsa bu işlerle uğraşan enayiler var. Onlar, etkili ve yetkili mercilerle kötü olsun; onlar belediyelerle papaz olsun.
* * *
Bir şeyi çok merak ediyorum; vırt zırt yurtdışına gidiyorsunuz; ne görüyorsunuz oralarda?
Gördüğünüz, yaşadığınız güzelliklerin, yeniliklerin ne kadarını otellerinize, bölgelerinize, çevrenize taşıdınız ya da taşıyorsunuz?
Örneğin, gittiğiniz o turizm bölgelerinde de; ülkemizde sıkça gördüğümüz ayılarından(!) var mı?
Oralarda da, buralarda olduğu gibi motorlarını şaha kaldırarak, kulakları sağır eden bir gürültüyle, çevreyi gaza boğan magandalar var mı?
Oraların kolluk güçleri de, buraların kolluk güçleri gibi, bu tür ayılara müsamaha gösteriyor mu?
Oraların turizmcileri de çevreyle ilgili olarak; “Benim çevreyle mevreyle işim olmaz. Bu tür boş(!) işlerle uğraşan bir iki keriz nasıl olsa çıkar. Bana ne çevreden?” diyor mu?
!!??…
Demiyor(lar) mı?
Siz niye diyorsunuz o zaman?
Ya da herkesten fazla duyarlı olmanız gereken bu tür konularda, neden sessiz kalıyorsunuz?
Sizler pozisyonlarınız gereği, mülki ve yerel yöneticiler nezdinde daha etkili konumlardasınız.
Onlarla (bizlere göre) daha sık görüşüyor, daha sık temas ediyorsunuz.
Örneğin bu gürültü terörü karşında, siz niye ilgili mercileri uyarmıyor, onlarla işbirliği yapmıyorsunuz?
Niye bu tür konuları, İlçe Koordinasyon Kurulu’na taşımıyorsunuz?
* * *
Çevre ve denizlerimizle ilgili bir mavi bayrak derneğimiz (ALÇED) var.
Bu derneğimizin başkanlığını, turizmle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir bayan arkadaşımız yapıyor. Hem de benim diyen profesyonel bir turizmcinin yapmayacağı, yapamayacağı bir özveriyle yapıyor. Hiçbir çıkarı yokken, kadın haliyle, oradan oraya koşuşturup duruyor.
O derneğin bürosu nerede biliyor musunuz?
Barların, sazların, restoranların, kahvehanelerin arasında.
Attığınız zaman mangalda kül bırakmıyorsunuz; biz şöyle turizm kentiyiz, böyle turizm kentiyiz diye.
Alanya Turizmi için son derece hayati bir önem taşıyan bir çevre derneğinin yeri, öyle bir yerde mi olmalı?
Kadıncağız, diğer il ve ilçelerden gelen konuk Mavi Bayrak Derneği üyelerini, utancından, dernek ofisinde değil, pastanelerde ya da otel lobilerinde ağırlıyor. (Hoş benim ALÇED başkanlığım döneminde, öyle bir yerimiz de yoktu ya… Neyse…)
* * *
Valla ne yalan söyleyeyim; başkalarına değil, size kızıyorum, size…
Sorumlu turizmciler gibi hareket etmiyorsunuz.
Hal böyleyken, “marka kent” olmayı da dillerinizden düşürmüyorsunuz.
Bırakın bu ayakları, komik oluyorsunuz.