İnşaat Mühendisi Nizamettin Biber'in bir yazısını okumuştum, uzun zaman önce. 'Güvenmeme'yi konu alan etkili ve güçlü duygularla bezenmiş bir yazıydı. Ondan esinlenerek kâğıdı kalemi aldım ve başladım yazmaya. Güven,...

İnşaat Mühendisi Nizamettin Biber'in bir yazısını okumuştum, uzun zaman önce. 'Güvenmeme'yi konu alan etkili ve güçlü duygularla bezenmiş bir yazıydı. Ondan esinlenerek kâğıdı kalemi aldım ve başladım yazmaya.Güven, insanları birbirlerine bağlayan, ilişkileri geliştirip kuvvetli ve sarsılmaz hale getiren kuvvetli bir yapıştırıcıdır. Peki, ya güvenmemek? Güvenmeyip kurnazca hareket ettiğini sanmak, arkadan iş çevirmek, kuyu kazmak, olur olmaz laflarla yüze gülüp arkadan atıp tutmak, sana ekmek uzatana çamur saçmak...Ne kadar da garip değil mi?Güvene sıkı sıkı sarılmışken güvensizlikle karşılaşmak...Bir nevi teslimiyet olarak tanımlanabilecek olan güven, en ufak bir sarsılmada ilişkide deprem etkisi yaratır, yere düşen bir cam parçası gibi un ufak eder ilişkiyi. Yalnız 'ilişki' deyince aklınıza direkt aşk gelmesin lütfen. Her türlü arkadaşlık, komşuluk, aile bağları kısacası çevre ile olan ilişkilerimizde son derece önemlidir, güven.'Ağzında bal olan arının bile kı…ında iğne vardır' sözü gibi çelişkilerle doludur, bir bakıma. Güveni sarsılmış her ilişki, beyin ölümü gerçekleşmiş bir hasta gibidir. Kişinin kalitesini belirler, ağzından çıkan her bir kelime. Evet, evet bir kelime kişiyi vezir de eder, rezil de.Anne rahminde başlayıp temeli 2 yaşında kadar anne bakımı ile sağlanan güven duygusu, daha sonra aile ve çevre ilişkileriyle şekillenir. Güvensizliğin aşılandığı bir ailede yetişen çocuklar güvensiz, kendi menfaatleri için diğer kişileri istismar eden, agresif, mutsuz, sürekli gergin, bir iki kişiden başka arkadaş edinemeyen, endişeli, sevgi ve şefkat fukarası kişiler olarak bilinirler.Zamana bağlı gelişen ya da yok olabilen bir olgudur, güven, insan olmanın gereğidir.Hayat işte! Hep diyorum ya hayatın getirdikleri ve götürdükleri o kadar farklı ki bu farklılığa neden olan bizleriz aslında.Bir otobüs yolculuğuna benzetiyorum hayatı. Otobüsün sürücü koltuğunda oturan direksiyondaki bizim düşüncelerimiz, hayallerimiz, isteklerimiz, hedeflerimiz…Onlarca penceresi olan otobüste kimse kalıcı değil. Otobüs, yolunda ilerlerken durağa geldiğinde bazı yolcuların inme zamanı gelmiş çatmıştır, bazılarınınsa daha zamanı vardır otobüsten inmek için. Yeni kişiler de binebilirler bittabi otobüse. Yolculuk şenlenir, muhabbetler demlenir derken ötede bizi bekleyen durakta çok sevdiğimiz kişileri uğurlayabilir, çok seveceğimiz yeni kişileri yolculuğumuza davet edebiliriz. Ucu bucağı sınırsız yol devam eder. Otobüste tek pencere olmadığını, her bir pencereden tek tek bakmayı öğretir, öğütler, bize zaman. İşte bu otobüs yolculuğunun adı hayattır. Size naçizane bir tavsiye… Kırılan vazoyu tamir etmenin anlamı yoktur. Ne yaparsan yap paramparça olacağı kesin olan bir şeyi yamamaya kalkmak gibi beyhude, anlayacağınız!Unutmayınız; Sinsi ilerleyerek kronikleşen bir duygudur, güvensizlik. Kişiyi etkisi altına aldı mı aslına bakarsanız tedavisi pek de mümkün değildir. Yakınımızdakilere güvenle bakabileceğimiz umutlu bir dünya dileğiyle... Uzun zaman önce yazdığım bir köşe yazımda da belirttiğim gibi:"Temiz insanlar asla leke tutmazlar". Bunun bilincinde geçireceğiniz keyifli günler…