ÇOCUKLUĞUMUZDA, okulda her sabah andımızı okurduk. Ama bu ant bizi büyük ölçüde etkilerdi. Tahminen kaç yıl önce diye soracak olursanız. Sanırım 60, 65 yıl öncelerine dayanıyor! Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, küçüklerimi...

ÇOCUKLUĞUMUZDA

, okulda her sabah andımızı okurduk.

Ama bu ant bizi büyük ölçüde etkilerdi.

Tahminen kaç yıl önce diye soracak olursanız.

Sanırım 60, 65 yıl öncelerine dayanıyor!

Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.

Çocukluğumuzda sürekli, ezberimizden tekrarladığımız bu sözcükleri içten okur ve benimserdik.

Bugün öyle mi ya?

Türkiye, homojen bir toplumsal dokudan çok, kozmopolit bir yapıya sahip olduğu için, “Türküm” sözcüğüne diğerleri, doğal olarak tepki gösteriyorlar.

Ülke coğrafyamız, tarih boyu, yolgeçen hanı olmuş, bugün de olmaya devam ediyor!

Birçok medeniyetlerin de burada yerleşmiş olduğunu düşündüğümüzde, çok farklı etnik yapıların bir arada bulunmasını da normal karşılamalıyız.

Bu ülkede Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü, Arap, Laz, Acem, Arnavut, Abaza, Pomak, Ermeni, Rum, Yahudi ve daha birçok etnik yapıya mensup insan yüz yıllardır bir arada yaşıyor.

Bir Türk olarak, bu coğrafyada, sadece Türklerin olmasını ister miyiz?

İsteyenlerimiz olabileceği gibi, farklı etnik yapıların bir arada yaşamasının çok daha güzel olacağına inanan ve isteyenlerimiz de olabilir.

Çoğumuz, andımızın da mevcut şekliyle okunmasını isteyebilir.

Fakat, bu konuda ne denli duyarlı ve de bencil olursak olalım, empati yaptığımızda, bir gerçeğin altını özellikle çizmemizde ve gerçekçi olmamızda yarar var.

Dünyanın her yerinde Türkler var.

Bir Türk, Alman’ım, İngiliz’im, Fransız’ım, Arap’ım, Acem’im diyerek bir ant okur mu?

Çok daha önemlisi, çocuklarına böyle bir şeyin okutulmasını anlayışla karşılayabilir mi?

Kesin kes, anlayışla karşılamayacakları inancındayım.

Günümüzde, andımızdaki “Doğruyum” “çalışkanım” sözcükleri, çoğu kişiler için bir anlam ifade etmez oldu!

“Küçükleri korumak”, “Büyükleri saymak” diye bir şeyden söz etmek de mümkün değil.

“Yurdunu, milletini özünden çok seven kaç kişi var?

“Ülküleri yükselmek, ileriye gitmek olanlarsa, toplumsal yükselmek ve ileri gitmekten çok, bireysel yükselişin ihtirası içindeler.

Geçmişte veliler çocuklarını öğretmene teslim ederken, “Eti senin kemiği benim” derdi.

Bugün, öğretmen çocuğun kulağını çekse, veliler öğretmene yapmadıklarını bırakmıyorlar.

Dünümüzde, öğretmen öğrenciyi değil, öğrenciler öğretmenleri dövüyor.

Otobüslerde gençlerin çoğu, yaşlılara özellikle de yaşlı bayanlara yer vermemek için ya camdan dışarı bakıyorlar, ya cep telefonuyla oynuyor ya da hasta numarası yapıyorlar.

Sanki kendileri yaşlanmayacaklarmış gibi, yaşlılara saygıyı bırakın, her fırsatta saygısızlık yapan, ne oldukları belli olmayan bir sürü genç var.

Nerede o eski öğretmenler?

Nerede o eski veliler?

Nerede o eski öğrenciler? diyerek, geçmişe öykünmek istesem de, maalesef bunu yapmayacağım.

Dünler dünlerde kaldı.

Dünlerden medet ummak, dünlerde takılıp kalmaktan başka bir işe yaramaz.

Her alanda ve her anlamda, bugünün gerçekleriyle yüzleşmeliyiz.

Tüm sorunlarımızın nedenlerini ve niçinlerini arayıp, bulup, buna göre de, bugünün sorunlarına bugünün argümanlarıyla çözüm bulmaya çalışmamız gerektiği gerçeğiyle sarmaş dolaş olmamızda yarar var.