Yazılarıma artık son vereceğimi bildirmem üzerine okuyucularımdan ve bazı sevgili meslektaşlarımdan aldığım tepkilerin mahcubiyeti altında ezilmekteyim. Doğrusu altmış küsur yıllık yazarlık hayatımda bu kadar iz bıraktığımı bilmiyordum....

Yazılarıma artık son vereceğimi bildirmem üzerine okuyucularımdan ve bazı sevgili meslektaşlarımdan aldığım tepkilerin mahcubiyeti altında ezilmekteyim. Doğrusu altmış küsur yıllık yazarlık hayatımda bu kadar iz bıraktığımı bilmiyordum. Bana bunu ifade edenlere candan teşekkür ediyorum. Şu sırada vatan çok mahzun ama ben de iltifatlardan çok mutluyum!Bir yazar için şu ortamda, memleketin bu hallerinde yazamamak çok acı ama inanın mecalim ve gözlerimde kuvvet kalmadı… Bağışlayın beni…***Hasbelkader veya hasbelkeder ülkenin iktidarında olan Başbakan Erdoğan’ın, mesela bir alışveriş merkezinin açılışında konuşmayı fırsat bilirken, hiç de zaruri olmayan bir turistik geziyi bahane ederek, bu 10 Kasım’da Ankara’da, cumhuriyetin kurucusu ve devrimlerin önderi Ulu Önder Atatürk’ün 74. vefat yıldönümünde Anıtkabir’de bulunmayışı. Özellikle şu günlerde Atatürk’ü seven ve özümseyen bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının bu 10 Kasım’da iki eli kanda olsa orada olması gerekirdi ama geçmişte. Ata’nın huzurunda “Sap gibi” durulmasından şikayet eden Erdoğan, bu vesile ile bir riya komedisine son vermiş oldu… Bunu yazmadan edemezdim!

***BDP Genel Başkanı Demirtaş, fırsattan istifade iğneyi Erdoğan’a dokundurmuş. Erdoğan, idam cezasını geri getirirse, bunun hala terör idare etmekte olan Apo’ya da teşmil edilmesini istemiş ve “O zaman biz de Apo’nun heykelini dikeriz ve siz de karşısında selam durursunuz” demeye getirmiş… Yoruma açık!

***Ve artık perdeyi hakikaten kapatmak zorundayım ama ucu açık. Belki perdeyi yeniden açarım ama!Bu uzun bir veda…