Artık şu gerçeği, hep birlikte görelim ve kabul edelim lütfen. Alanya, Dünya'ya açılan bir penceredir. Biz bu pencereden baktığınız zaman, Dünya'yı; Dünya da bu pencereden baktığı zaman, bizi, Alanya'yı ve Türkiye'yi...

Artık şu gerçeği, hep birlikte görelim ve kabul edelim lütfen.
Alanya, Dünya’ya açılan bir penceredir. Biz bu pencereden baktığınız zaman, Dünya’yı; Dünya da bu pencereden baktığı zaman, bizi, Alanya’yı ve Türkiye’yi görür.
Yani?
Yani Dünya’ya nasıl görünmek istiyorsak, bu pencerenin önüne, o görüntüye bürünerek geçmek durumundayız.
Bu kadar basit.
***
- Efendim ben, tüm Dünya’ya; çağdaş, temiz, dürüst, doğaya ve insan haklarına saygılı bir toplum ve bu toplumun bu özelliklerini taşıyan bir bireyi olarak görünmek istiyorum.
- Evet
- Böyle görünmek, böyle tanınmak istiyorum da…
- Eeeee…
- Genlerime kadar işlemiş olan alışkanlıklarımdan da vazgeçemiyorum.
Örneğin, ‘ağır abi’ modunda takılmak hoşuma gidiyor. Anutçuluktan, çığırtkanlıktan, sağa sola sarkmaktan, bıyık burmaktan, dilediğim yerde dilediğim şekilde sigara içmekten, bağıra bağıra konuşmaktan büyük keyif alıyorum. Kurallara uymak, disipline olmak sıkıyor beni. Ben her konuda özgür olmalıyım. Ben trafiğe değil, trafik bana uymalı. Verdimi ara gazını, ortalık inim inim inlemeli. Bastımı havalı kornama, ortalık ayağa kalkmalı. Herkes bana bakmalı.
Benim otobüsüm de dört teker, vatandaşın istediği de… Arabamın modelinden, yaşından kime ne? Kimi, nasıl, kaça taşırsam taşırım. Kime ne benim arabamda çaldığım müzikten ve de müziğin türünden? Kim ne hakla karışırmış benim müziğimin sesine? Ayrıca da ben onlar için çalmıyorum ki müziği, kendim için çalıyorum… Dinlemek istemeyen, dinlemesin… (…)
***
Bu diyalog böyle sürüp gider…
Ne koyarsanız koyun bu diyalogun adını.
İster, körler ve sağırlar diyalogu deyin; ister, bu diyalog değil, monolog deyin…
Ama bilin ki, malum tarafta mantık bu mantık.
Ayrıca bu sorun; son günlerin, son yılların sorunu da değil. Bu sorun, Alanya’nın tam 28 yıllık sorunu… Sadece Alanya’nın da değil, tüm turizm(!) kentlerinin sorunu…
Dünya değişiyor, ülkeler değişiyor, Türkiye değişiyor ama bu ülkede öyle bir zihniyet var ki; bu zihniyet hiç değişmiyor.
Alanya’da da değişmiyor…
Çünkü bu zihniyet, geçmişten bu yana yapıla gelenleri, kendince “hak” olarak görüyor. “Hak” olarak görünce de, “haklı olduğuna” inanıyor. Evinde, yakın çevresinde bunun eğitimini, böyle görüyor çünkü…
***
Sözü, Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu’nun, Alanya ve Alanya beldelerindeki halk otobüslerini zapta rapta alma çalışmalarına getirmek istiyorum.
Ne diyor Sipahioğlu Başkan?
“Şoförlerimizi, gelişmiş ülkelerdeki meslektaşlarıyla aynı düzeye getirmek zorundayız. Bunun için de şoförlerimizi, eğitmek durumundayız…”
Başka ne diyor?
“Tüm hatlardaki, tüm taşımacılar, bizim saptayacağımız ücret tarifesine uymak zorunda…” diyor.
“Ücret tarifesine uymayanı; duraklarda durmadan geçeni; duraklarda gereksiz bekleme yapanı; kapasitesi üzerinde yolcu alanı; yolculara kaba davrananı; durak harici yolcu alıp, indireni affetmem…” diyor.
Başka?
“Havalı korna yasak!” diyor.
Başka?
“Sefer haricinde de olsa araçta sigara içmek; personel kılık-kıyafet talimatlarına uymamak; çığırtkanlık yaparak yolcu toplamak; mal ve can güvenliğini tehdit edecek şekilde araç kullanmak… yasak!” diyor.
Başka?
“Arabalarınızı artık yenileyin…” diyor. “Arabanızın motoru, sessiz ve gürültüsüz çalışsın… Engelliler arabanıza rahatlıkla binebilsin… Camlarınız, titreşime dayanıklı olsun… Kapılar sessiz açılsın, sessiz kapansın…” diyor.
“Her gün tıraşlı ve bakımlı olun, kötü kokmayın…” diyor.
“Bir günde dokuz saatten fazla çalışmayın….” diyor.
“Kavgacı, gürültücü olmayın, ‘ağır abi’ modunda takılmayın…” diyor.
Yani?
Yani uygar olun, sosyal olun, insan olun, diyor.
“İşinizi; çağdaş toplumların, çağdaş şoförlerin görgüsüyle, mantığıyla yapın…” diyor.
Nesi yanlış, bunların?
Ama efendim eski köye, yeni adet getiriyor.
Getirecek tabii. Bu onun asli görevi. Bunun için o koltukta oturuyor.
Ayrıca da kabul edin artık; bu küreselleşen dünyada, “eski köy/eski adet” diye bir şey mi kaldı?
İşimiz turizm, geçim kaynağımız turizm… Ve bu da bir anlamda, bir oyun.
Bu oyunun kuralı da böyle…
Ya bu oyunu kuralına göre oynayıp, çağdaş turizm kenti olacağız, adam gibi yapacağız bu işi; ya da eski köy/yeni köy dayatmalarıyla Ortadoğulu olarak kalacağız, tarımı yok ettiğimiz gibi turizmi de yok edeceğiz.
Turizm kurallar silsilesidir. Bu silsileyi bozduğunuz an, onun adı turizm olmaz, başka bir şey olur.