Taziye ziyareti için gelip cenaze yakınlarının ağzını burnunu kıranlar… Resmi elbiseli polislerin elinden, ayağından tuttuğu yerde yatan acılı insana gerilip gerilip tekme savuranlar… Soma'da attığı tekmeleri nedeniyle incinen bacağına...
Taziye ziyareti için gelip cenaze yakınlarının ağzını burnunu kıranlar…
Resmi elbiseli polislerin elinden, ayağından tuttuğu yerde yatan acılı insana gerilip gerilip tekme savuranlar… Soma’da attığı tekmeleri nedeniyle incinen bacağına Ankara’da rapor alanlar…
- Sayın doktorum, Soma’da maden işçisinin kalçası, diz kapağı ayağımı yaraladı. Şiddete maruz kaldım.
- Vah benim zavallı müşavirim çok geçmiş olsun al sana bir haftalık iş göremez raporu…
- Ayağımı poposuyla yaralayan şahıs, polis tarafından gözaltına alındı. Ben raporlu olarak yarın cenaze namazına gideceğim, bir sıkıntı olmaz değil mi doktor beyefendi?
- Allah kabul etsin, hiçbir sıkıntı yok sayın özel kalemim gidebilirsin. Allah kabul etsin.
***
Başbakan’a “Yuhhh” çekersen yersin tokadı diyen bir başbakan…
Markette tokadı yiyen genç, “Başbakan tokatladı” dedi.
Sonra, “O başbakanımdır, döver de sever de” dedi.
Sonra, “Başbakan vurmadı, korumaları dövdü” açıklamasını yaptı.
Ardından, “Bu son kararımdır” dedi ve konuştu:
- Önce Başbakan tokadı çaktı, ardından korumalar bir güzel dövdü.
Taziye için cenaze evine gelenler Allah rızası için bir güzel yakınlarını sıra sopasından geçirdiler.
Dört Bir Taraf programında Nazlı Ilıcak aynen böyle söyledi:
- Taziye için cenaze evine gelip cenaze yakınlarını dövenler…
Bu tablo da ne yazık ki ülkemizde yaşanan ilklerden biri. Bir Başbakan bine yakın polisle taziye için geldiği bir felaket bölgesinde cenaze sahiplerinin yakınlarını dövmemiş, dövdürmemişti şimdiye kadar.
Acının yarattığı insan psikolojisini kavramak bir yana acı içinde bağıranlara şiddet uygulayan olmamıştı.
Orada yaşanan insanlık dramı… Tedbirsizlik, ihmal kokuşmuşluğu… Aşırı para kazanma ve insan hayatını hiçe sayma rezaleti… İlkel koşullarda ve canı pahasına çalışılan madene övgü düzen bakan vurdumduymazlığı…
Çalışmayan gaz maskeleri… Naylon sendika… Sekiz saat 50 dakika toprak altında kazma kürek yaşanan kölelik koşulları. Ölen ölür, kalan sağlar ve çıkan kömür bizimdir arsızlığı, yüzsüzlüğü, pişkinliği…
Kalkmışlar bir de insanlıktan dem vuruyorlar!..
Ölen işçilerin sorumlusu sanki maden sahibi değilmiş gibi… İşçiyi, emekçiyi koruyan yasaları çıkarmayanların sorumlu olmadığı gibi. Madenleri denetleyecek olan kurumların başında asıl sorumluluğun siyasi iktidarda olduğu gerçeğinden kaçarak…
Suçunu başkalarının üzerine atma telaşıyla, gazetecileri hedefe çekenlere sesleniyorum ve inandıkları bütün değerler uğruna yanıt vermelerini bekliyorum:
- O madende can veren işçilerin ölümünden kimler sorumlu? Yalnızca madeni işletenler mi, yoksa işletilen o madeni denetleyen ya da denetlemeyenler mi?
- İki gün gömleğini değiştirmedi diye kahraman ilan edilen Bakan altı ay kadar önce o maden için övgü dolu sözler söylediğinden pişman mı? İstifa etmeyi düşünüyor mu? Vicdanı rahat mı?
- Maden felaketini, bu toprak altı cinayetini savuşturmak için gazetecileri, köşe yazarlarını linç etmeye kalkışmak bir başbakana, bakanlarına ve yandaşlarına yakışır mı? Bu felaketin sorumlusu gazeteciler olabilir mi?
Medya hangi açıdan eleştirilebilir, biliyor musunuz? Zamanında işçilerin hakkını, hukukunu savunmadığı için, maden kazaları olmadan onların sorunlarını kamuoyuna doğru dürüst aktarmadıkları için eleştirilebilir. Niye zamanında yazmadınız maden işçisinin çektiği sıkıntıları, yaşadığı dramları, denilebilir. Ancak kaza olduktan sonra görüş belirtenler ipe çekilerek felaketin üstü örtülmeye çalışılmaz. Bu çok büyük ve kalıcı bir ayıptır.
Parlamentoya düşen lafı hiç evelemeden, gevelemeden taşeron sistemini kaldırıp insanların sendikalı ve güvenceli, tedbir alınan, denetlenen çalışma koşullarına kavuşturulmasıdır.
Bunu yaptınız, yaptınız!..
Yapmazsanız yeni işlenecek iş kazası cinayetlerinin de failisiniz…