Gazetecinin çok sıklıkla duyduğu klişe bir cümledir: 'Niye şunu da yazmıyorsun gazeteci?” Çarşıda pazarda, yolda sokakta ve sosyal medyada, kısacası gazeteciyi nerede görürse görsün, vatandaş hep bu serzenişi yapar. Misal, Alanya'da...

Gazetecinin çok sıklıkla duyduğu klişe bir cümledir: “Niye şunu da yazmıyorsun gazeteci?”

Çarşıda pazarda, yolda sokakta ve sosyal medyada, kısacası gazeteciyi nerede görürse görsün, vatandaş hep bu serzenişi yapar.

Misal, Alanya’da bağı bahçesi, hanı hamamı olan, ayın 1’inde başladığı kira toplama işlemini ay sonuna zor yetiştirdiğine inandığım bir ağabeyimiz bundan uzun bir süre önce telefonla aramış, “memleket kötüye gidiyor ama sen yazmıyorsun, korkuyor musun yoksa?” demişti.

“Nasıl kötüye gidiyor ağabey, detay verir misin?” demiştim, sağ olsun, iki saat yerel ve genel şikayetlerini anlatmıştı.

Konuşmasını bitirince “Ağzına sağlık, meseleleri çok güzel özetliyorsun. Şu an tam olarak neredesin ağabey?” diye sormuştum, otelinin havuz başında oturduğunu söyleyince, “Ayrılma oradan, hemen bir muhabir gönderiyorum. Bu söylediklerini mutlaka kamera önünde de söyle, toplum senin sayende bilinçlensin, belki memleket için yeni bir aydınlanma süreci başlamasına vesile olursun” demiştim, “Aman beni bulaştırma, ben işadamıyım, otelciyim. Sonra başım yanar” deyip gevrek gevrek gülerek telefonu kapatıvermişti.

“E benim güzel ağabeyim. Sen işadamısın, otelcisin, bu söylediklerini kameralar önünde söylersen başın yanar da, bizim başımızda görünmez astronot kaskı mı var, biz bunları yazarsak bizim başımız yanmaz mı?” dememe bile fırsat vermeden üstelik.

Elbette onun bu şikayetlerini kamera önünde söyleyemeyeceğini adım gibi biliyordum, elbette bir Don Kişot aradığının farkındaydım ama asıl niyetim suratına ayna tutmaktı, başardım.

Niyetimi anlamış olacak ki, o günden sonra ne aradı, ne de sordu.

Gazetecinin makus talihidir bu.

“Ankara’yla, Alanya’daki idarecilerle aram bozulmasın” diye konuşmayan, konuşamayan kesimler, gazeteciyi, hele de bulursa tıfıl bir eli kalem tutan yeni yetmeyi, “şunu da yaz, bunu da yaz” diye gaza getirir, sütre gerisinden şehri idare ettiğini zanneder.

Neyse, bunları daha geniş bir zamanda uzun uzun yazarım, siz de okur, yorumunuzu yaparsınız.

Bugün size anlatacağım mevzu başka.

Malum, turizm sezonu bitti, çarşı pazardaki dükkan kiralarının sözleşmeleri üç aşağı beş yukarı sona erdi.

Sadece şehir merkezi değil, artık birer turizm merkezi olan Konaklı, Oba, Tosmur, Mahmutlar da buna dahil.

Şimdi yeni turizm sezonu için mülk sahibi ile kiracı arasında sözleşme yapma zamanı.

Kulağıma bu konuda mide bulandırıcı dedikodular geliyor.

Misal, bazı mülk sahipleri, vergiyi az vermek için kirayı düşük göstermek istiyor, kiracı ile iki ayrı sözleşme yapıyormuş.

Birincisi, kendisini sağlama almak için yaptığı gerçek sözleşme.

İkincisi ise devlete ibra edeceği göstermelik sözleşme.

Diyelim ki dükkanın yıllık kirası 100 bin Euro. Devlete bu meblağı gösterirse ödeyeceği vergi yükseliyor. Vergiyi az vermek için işyerini sanki 20 bin Euro’dan kiralıyormuş gibi bir sözleşme hazırlatıyor ve kiracısına da “Soran olursa ‘yıllık 20 bin Euro ödüyorum’ diyeceksin, yoksa seneye dükkanı boşalttırırım” şartı sunuyormuş.

Daha geçen sene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kiralama işlemlerinde döviz olmayacak. Herkes Türk Lirası üzerinden sözleşme yapacak” demesine rağmen ne yazık ki 2019 turizm sezonu öncesi yüzlerce mülk sahibi bu talimata uymamış, kiracılar da “aman işyerimizden, kurulu düzenimizden olmayalım” diye sesini çıkaramamıştı.

Aynı düzen bu yıl da devam ediyor ve ne yazık ki bu konuda hiçbir resmi kurum denetim yapmıyor veya Alanya’nın mülk zenginleriyle papaz olmamak için yapamıyor, adeta üç maymunu oynuyor.

Geçen yıl bu konuda bir kardeş olarak uyarmıştım, tam zamanıdır, bir kez daha uyarayım.

Canı yanan, kirayı yüksek bulan kiracının birinin tepesi atarsa, siz o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

O zaman hem bu işi denetlemekle yükümlü olan kurumların başındaki isimler, hem de kirayı düşük gösterip devleti dolandırmaya kalkışan mülk sahipleri ayıklar pirincin taşını, benden hatırlatması.

Başta dedim ya...

Bizi samimi bulan, dostluğumuza güvenen pek çok esnaf ağabeyimiz veya kardeşimiz, kiracısı olduğu mülk sahibinin adını da vererek bu konuyu bizlere anlatıyor.

Devleti dolandırmaya çalışan, kirayı düşük gösterip vergiden kaçırmaya kalkışan mülk sahiplerine, “iki kişinin bildiği sır değildir” diyor, bu işleri denetlemekle yükümlü olan siyah makam koltuğu sahibi idarecilere selam ederek bugünlük müsaade istiyorum.