Türk futbolunu da bitirdik İlkel, ilkel olduğu kadar bencil, kişisel ya da mensubu bulunduğumuz kurumlarla kuruluşları ele geçirerek güçlü olma ya da bir gücün içinde yer alarak, maddi manevi yönden nemalanabilmeye dayalı hesaplarımız yüzünden...

Türk futbolunu da bitirdik

İlkel, ilkel olduğu kadar bencil, kişisel ya da mensubu bulunduğumuz kurumlarla kuruluşları ele geçirerek güçlü olma ya da bir gücün içinde yer alarak, maddi manevi yönden nemalanabilmeye dayalı hesaplarımız yüzünden her alanda belli yozlaşma, bozulma ve kokuşmanın içinde toplum olarak boğuşup duruyoruz.

Siyasi arenadaki iktidar kavgasının ne kadar acımasız bir çizgide seyrettiğine yıllar boyu şahit oluyoruz.

Futbolda da, saha içinde değil, saha dışında nasıl bir rezilliğin içine balıklama daldığımız ortada.

Mensubu ya da taraftarı oldukları kulübün başarısını, dolayısıyla kendi başarılarının hesabına odaklanmış beyinler Türk futbolunun ipini çektiklerinin hala farkında değiller.

Bazı kulüp yöneticilerinin ya da başkanlarının bu aymazlıklarını bir ölçüde de olsa bir mazereti olabilir ama, medyada yer alan spor yazarları ve yorumcularının ekranlarda medya maymunu olabilmek için, saçma sapan suçlamalar içine girerek yiğitlik taslama çabalarının, ekmek yedikleri futbola ne kadar zarar verdiklerinin farkına varamamaları varsalar bile, belli bir süre de olsa, gündemde kalabilmek ya da öne çıkabilmek için, böylesine çirkin ve tehlikeli bir oyunun aktörü haline gelmeleri anlaşılır gibi değil.

Şike bombasının gündeme geldiği ilk günden bu yana, Fenerbahçe’ye ve Başkan Aziz Yıldırım’a tek günah keçisi gibi, vur abalıya misali herkes saldırmaya devam ederken, şimdi de Beşiktaş’ı batırabilmek için olmadık iddialar ortaya atılmaya başlandı.

Neymiş efendim, Beşiktaş borç batağı içinde olduğundan, UEFA kriterlerine uymadığından küme düşer, ya da transfer yapamaz, lisans çıkaramazmış.

Fenerbahçe ile Beşiktaş’la birlikte bir iki kulüp daha dibe vurursa veya çok daha kötüsü, bu kulüpler küme düşerse, ayakta kalabilen takımların bundan sonra elde edecekleri başarıların ve de kupaların anlamı ve de maddi getirisi ne olabilir ki?

UEFA ve FIFA’nın her ülkedeki gelişmeleri yakından izlerken, medyadaki her yazıyı ve de konuşmayı takip ederek bu bilgilere dayalı olarak belli yaptırımlara baş vurduğu herkesçe bilinmesine karşın, bizim medyadaki yazılara ve televizyon kanallarındaki konuşmalardaki suçlamalara dikkat ederseniz, bu beyinler Türk futbolunun ipini çekecek donelere hatta söylentilere, dedikodulara dayalı laf salatalarıyla Türk futbolunu UEFA’ya ve FİFA’ya ihbar etme rezilliği içindeler.

Türk futbolu uzun yıllar, üç büyüklerin yarışıyla renklendi.

Son yıllarda Trabzonspor ile Anadolu takımları da bu yarışın içine girme başarısını göstererek dört büyükler tanımıyla Türk futbolu belli bir ivme kazanmış, Bursaspor’un şampiyon olmasıyla da, Anadolu takımları ligi çok daha renklenmeye başladığı sırada, şike şoku sonrasında bir tesadüf! Geçen sezonda başarısız olmasının sonucu bu operasyonun dışında kalmanın avantajıyla tek büyük olma bencilliği içine girenlerin, uzun vadede Türk futboluyla birlikte kendi takımlarına da zarar verdiklerinin farkında olmamaları, olsalar bile, kişisel küçük hesaplar içinde olduklarından bu yıkıma katkıda bulunmaları anlaşılır gibi değil.