GEÇTİĞİMİZ Çarşamba, yaklaşık yirmi beş yıldır, çeşitli kategorilerle çeşnilendirerek, çeşitli ad ve sloganlarla sürdüre geldiğimiz 'Alanya Belediyesi, 2018 Yılı Balkon ve Bahçe Yarışması” finalinin değerlendirme çalışmalarını...
GEÇTİĞİMİZ
Çarşamba, yaklaşık yirmi beş yıldır, çeşitli kategorilerle çeşnilendirerek, çeşitli ad ve sloganlarla sürdüre geldiğimiz “Alanya Belediyesi, 2018 Yılı Balkon ve Bahçe Yarışması” finalinin değerlendirme çalışmalarını yaptık.
Başvuru sahiplerinin balkon ve bahçelerini, büyük bir titizlikle tek tek gezdik dolaştık.
Ekibimizi içten bir coşkuyla karşılayan başvuru sahipleriyle, hoş diyaloglar yaşadık.
Onlara bilgilerimizi, deneyimlerimizi aktardık; daha önce görüp bilmediklerimizi de onlardan öğrendik.
Böylece bir yarışmayı daha geride bıraktık
* * *
Buradan, şuraya gelmek istiyorum.
Dile kolay, bu etkinliği tam çeyrek asırdır sürdürüyoruz.
Sürdürüyoruz sürdürmesine de; amacımıza ulaşabiliyor muyuz? Ya da aradığımız, istediğimiz standardı yakalayabiliyor muyuz?
!!??...
Hayır.
Ne yazık ki, hayır.
Gönül arzu ediyor ki; bu havayı soluyan herkesin balkonu ve bahçesi cennet gibi olsun.
Gönül arzu ediyor ki, doğa koşulları konusunda bizler kadar şanslı olmayan yörelerden ve ülkelerden gelen konuklarımız, gözlerini balkonlarımızdan ve bahçelerimizden alamasınlar.
Gönül arzu ediyor ki, balkonlarımızla, bahçelerimizle kentimiz güzelliğine katkıda bulunalım.
Gönül arzu ediyor ki, gelen konuklarımız; bizler için, “Böyle güzel bir coğrafya da yaşıyorlar ama yaşadıkları coğrafyanın da hakkını veriyorlar…” desinler.
Böyle bir ortamı sağlamak ve imrendirecek görüntüler yaratmak için her bir şeyimiz var çünkü.
Havamız uygun, suyumuz uygun, iklimimiz uygun.
Yerimiz, yurdumuz, her bir şeyimiz uygun.
Uygun olmayan tek şeyimiz var; o da kültürümüz, daha doğrusu kültürsüzlüğümüz.
Çünkü eğitimsiziz.
Hazzımız yok çünkü.
Zevkimiz yok.
* * *
Tam çeyrek asırdır bunun için uğraşıyor, bu açmazımızı görsel eğitimle çözmeye çalışıyoruz. Ama olmuyor…
Olmuyor, olmuyor, olmuyor…
Bir türlü dikiş tutturamıyoruz.
İnsanlarımızı, “yeşil balkon zevki”ne özendiremiyoruz.
… …
Bu yarışma sırasında mükemmel konutlar, mükemmel siteler gördük.
Bu mükemmel sitelerdeki, mükemmel konutların, mükemmel balkonlarını gördük.
Ama ne yazık ki, bu mükemmel balkonların hakkını veren insanlarımızı göremedik.
O güzelim balkonlar, yerli insanlarımız tarafından (ne yazık ki) ardiye gibi kullanılıyor.
Oysa hemen bitişiğindeki yabancı komşusu, balkonunu cennete çevirmiş.
Yan yana o iki balkonu, dışarıdan bir gözle kıyaslayınca üzülüyor insan; “niye biz böyleyiz” diye…
* * *
Bu yarışma sırasında, Kemal Özen adlı bir yarışmacıyla, bu konuları tartışma fırsatı buldum.
Meteoroloji’de görevli, o güzel insan dedi ki; “… Cennete gitmeyi istemek lafla, duayla olmaz; sen önce cenneti, yaşadığın ortamda yaratacaksın… Benim felsefem bu…”
Çakıldım kaldım olduğum yere.
Jürideki arkadaşlarıma döndüm, dedim ki, “Sloganın güzelliğine ve tutarlılığına bakar mısınız?
“Bu işte…” dedim.
“Her şeyin özeti, bu işte… Sen önce koşulları zorlayıp, yaşadığın ortamda bir cennet yaratacaksın ki; öte dünyada Cennet’te olmayı istemeye hakkın olsun…”
Evlerimizde, okullarımızda ve hatta camilerimizde, öğretimiz bu olmalı.
Bu öğretiyi aşılamalıyız çocuklarımıza, öğrencilerimize ve de müminlerimize…
“Üret” demeliyiz onlara, üret…
Ot gibi yaşama.
Üretmeyi öğren.
Güzellik üret.
Üretilen güzelliklere katkı ver.
Üretilmiş güzellikleri bozma, kirletme.
Önce yaşadığın ortam(lar)da cennet yarat.