'Alanya'nın cadde ve sokaklarında (hatta yaya kaldırımlarının üzerinde) iki tekerlekli kent ayıları cirit atıyor. Herkes seyrediyor, yok mu buna bir dur diyecek!?” dedik. Onlarca yorum gelmiş. Teknoloji özürlü olduğum için yeni...

“Alanya’nın cadde ve sokaklarında (hatta yaya kaldırımlarının üzerinde) iki tekerlekli kent ayıları cirit atıyor. Herkes seyrediyor, yok mu buna bir dur diyecek!?” dedik.
Onlarca yorum gelmiş.
Teknoloji özürlü olduğum için yeni farkına vardım.
Bugün o yorumların, dişe dokunurlarından bazılarını, sizlerle paylaşmak istiyorum.
* * *

Bir turizmci dostumuz özetle şöyle yaklaşmış olaya…
“…Yıllardır Alanya’dayım. Pek çok otelde, çeşitli departmanlarda görev yaptım. Son dört yıldır da üst düzey yönetici olarak görev yapıyorum.
Yazılarınızdaki söylemlerinizin tümünün altına imzamı atarım.
Söylenecek tek bir kelime var, haklısınız…
Haklısınız da; bunu anlayacak, bu söylemlerinize hak verecek (daha doğrusu bunları umursayacak) kaç kişi var bu kentte?
Alanyalı turizmci istese, bu magandaların hiçbiri barınamaz, hiçbiri yaşayamaz bu kentte.
Ama sizin de dediğiniz gibi, bütün bu olan biten(ler), Alanyalı turizmcinin umurunda değil.
Beni çok etkileyen bir diğer söyleminizde, sık sık yurtdışına çıkan Alanyalı turizmcinin, gördüğü güzelliklerin hiç birini oteline, çevresine, kentine taşımaması, taşıyamaması. Bu durum benim de hayretimi mucip bir olaydır.
Bu tespit, sadece turizmciler için de değil, aynı zamanda Alanya Belediyeleri görevlileri için de geçerli.
Oralara gidip, boş gözlerle bakıp, boş belleklerle, boş izlenimlerle geri dönüyorlar.
Oralardan buralara taşınan, hiçbir yenilik, hiçbir güzellik yok.
O zaman sormazlar mı adama; ‘e madem niye gidiyorsun vırt zırt oralara?...’ diye…”

* * *
Bir okurumuz da şunlara değinmiş.
“E.K adlı yorumcu, olayın bam teline basmış.
Olayın bam teli, ‘Alanyalı turizmci isterse’; daha doğrusu, ‘isteme zahmetine katlanırsa…’
Sorun da/ çözüm de/çözümsüzlük de tam burada işte.
Alanyalı turizmci için, magandalarla mücadele bir külfet, bir eziyet, bir risk… Dolayısıyla fuzuli bir iş.
Öyleyse?
Öyleyse görmezden, duymazdan, bilmezden gelelim, işimize bakalım…
- Ama turist rahatsız oluyor, turist korkuyor?
- Turist de görmezden, duymazdan gelsin bilader, na’palım…
Alanyalı turizmcinin mantığı bu.
Şimdi ben de size aynı mantıkla seslenmek istiyorum; siz de görmezden, duymazdan gelin. Hiç olmazsa huzurunuz kaçmaz Sayın Haboğlu …”

* * *
Mahinur Koçibey Hanımefendi de şunları söylemiş elmeğinde (elektronik postasında).
“Belki size komik gelecek ama keşke iki gün art arda yayımladığınız o yazılarınızı okumasaydım diyorum; çünkü şimdi de ben taktım kafayı, bu ayılara…
Yazılarınızı okuyana kadar, bu ayıların çıkardıkları gürültülerden, bu denli etkilenmiyordum. Kim bilir; belki alışmış, belki de kanıksamıştım.
Farkında bile olmuyor, duymuyordum sanki.
Şimdi o bağırta bağırta (ara gazı mı diyorlar ona, her neyse..) geçen her o sesten sonra, balkona fırlıyor, avazım çıktığı kadar bağrınıyorum. Kadın halimle ağza alınmayacak şeyler söylüyorum arkalarından.
Ancak çevreme bakıyorum da kimsenin umurunda değil galiba; biraz vurdumduymaz olmak mı gerekiyor ne!?...
Niye derseniz, değişen hiçbir şey olmuyor, bizler üzüldüğümüzle, kendimizi yıprattığımızla kalıyoruz.
Bizler yaşımızı başımızı almış, kabuğumuza çekilmiş, emekli insanlarız. Turizm iyi olsa ne olur, kötü olsa ne olur. Bizim aldığımız ücret belli, tükettiğimiz yiyecek belli…
“Bu terörü, bu kirliliği, esas düşünmesi gerekenler düşünsün, onlar dert etsin.” diyorum; bakıyorum, onların da umurunda olmuyor.
Bu yazılarınızdan sonra örneğin, ALTİD’den, ALKOD’dan, ALÇED’den ya da her neyse ilgili olması, ilgilenmesi gereken kurumlardan, derneklerden bir yanıt geldi mi?
Büyük bir ihtimalle gelmemiştir.
O zaman biz niye dert ediyoruz ki?
Biz de boş ver(elim) İsmail Bey kardeşim, biz de dert etmeyelim.
Ne halleri varsa görsünler…”
* * *
Hepsi birbirinden ilginç, hepsi birbirinden çarpıcı daha pek çok okur mektubu var.
Ama yerimiz bu kadar.
… …
Peki siz ne diyorsunuz; biz de Alanya’nın yetkili birimlerinin yetkilileri(!) gibi, Alanya’nın turizmcileri(!) gibi görmezden, duymazdan, bilmezden mi gelelim?
Alanya’yı bu kent ayılarına, tümden, terk mi edelim?
İstedikleri gibi caddelerde, sokaklarda, kaldırım üzerlerinde cirit mi atsınlar?