Çevremiz giderek genişliyor, tanıdıklar çoğalıyor ama dostlarımız da giderek bir bir eksiliyor. Cumartesi günü kadim dostlarımdan biri daha eksildi; Bahri Müftüoğlu dostum, ağabeyim de aramızdan ayrıldı. Onu hep, sesi iki sokak öteden...
Çevremiz giderek genişliyor, tanıdıklar çoğalıyor ama dostlarımız da giderek bir bir eksiliyor.
Cumartesi günü kadim dostlarımdan biri daha eksildi; Bahri Müftüoğlu dostum, ağabeyim de aramızdan ayrıldı.
Onu hep, sesi iki sokak öteden duyulan BMC Morris marka damperli kamyonuyla anımsarım.
“Değiştir artık şunu…” derdik; “Nasıl değiştireyim ay efendim, bu benim avrattan bile eski ya…” derdi.
Son yıllarda çok sık görüşemiyorduk ama ne zaman karşılaşsak; görüşmelerimizde hiç kesinti olmamışçasına, kaldığımız yerden dostluğumuza devam ediyorduk.
Deli doluydu, hep yüksek perdeden konuşurdu, ama gönül adamıydı, mangal gibi de yüreği vardı.
Lafını eğip, bükmeden söylerdi.
Hayırsever, yardımsever, paylaşımcı bir insandı.
O gün cenazesine katılanlara şöyle bir baktım da; imrendim, gurur duydum. Bugüne kadar gördüğüm en kalabalık, cenaze törenlerinden biriydi.
“Kalk” dedim, “Kalk Bahri Ağa... Kalk da gör sevenlerini…”
***
İnsanoğlu öte tarafa, bir top bezden gayrı hiçbir şey götüremiyor.
Önemli olan geri de bıraktıklarımız.
Önemli olan tabutumuzu sırtlayanların sayısı…
Önemli olan ardımızdan gönderilen hayır dualarının içtenliği ve yoğunluğu…
Önemli olan ardımızdan gelenler, ardımızdan yürüyenler...
Önemli olan ardımızdan söylenenler…
Önemli olan ikinci, üçüncü kişilerin döktükleri içten gözyaşları…
O gün cenazede, sarsıla sarsıla ağlayan yeğeni Emin Müftüoğlu’nu gördüm, yüreğim burkuldu. Ama bir o kadar da mutlu oldum. Çünkü o gözyaşları, yerini bulan gözyaşlarıydı. Çünkü o gözyaşları, o gözyaşlarını hak eden bir amcaya gönderilen gözyaşlarıydı.
***
Ben akrabalık ilişkilerine, akrabalık birlikteliklerine çok önem veren bir insanım.
Rahmetli de öyleydi.
Ailesine, çocuklarına bağlı iyi bir aile reisi; iyi bir baba; yeğenlerine düşkün iyi bir amcaydı.
Çocuklarını ve yeğenlerini, gıyaplarında anlatırken, gözleri sulanacak kadar da yufka yürekliydi.
Rahmetlinin ağzından, en az çocukları kadar yeğenlerini de çok dinledim.
Hiçbirini diğerinden ayırmadan hepsini tek tek sahiplenir, hepsiyle tek tek gurur duyardı.
***
Cenazeden sonra eve gelince, eski resimleri şöyle bir karıştırdım.
Alanyaspor’da yönetici olduğum dönemlerde, Rahmetliyle birlikte, pek çok deplasmana birlikte gitmişiz.
Aslında Rahmetlinin futbolla pek ilgisi de yoktu; arkadaşlık, dostluk hatırına takılırdı bizimle…
Niyedir bilmem, “degaj” sözcüğünü çok diline dolamıştı o günlerde…
Kaleci topu eline alır almaz, fırlar bağırırdı, “degaj ulan… degaaaajjj!…”
O gün benim de dilime dolandı bu sözcük, yatana kadar, “degaj ulan… degaaaajjj!” deyip durdum kendi kendime.
Hem güldüm, hem gözyaşı döktüm…
***
Gönül adamıydı Bahri Müftüoğlu…
Dosttu, arkadaştı, adam gibi adamdı…
Işıklar için de uyusun…
Sevenleri, O’nun yokluğunu çok hissedecek…
Ben de…