AYTEMİZ Alanyaspor'un Kayseri galibiyetiyle çok sevindik. Bu galibiyet, oyuncular üzerindeki baskıyı da asgari düzeye çekeceğinden, kazanacakları özgüvenle çok daha başarılı neticeler alacaklarına yürekten inanıyorum. Toplum olarak,...
AYTEMİZ
Alanyaspor’un Kayseri galibiyetiyle çok sevindik.
Bu galibiyet, oyuncular üzerindeki baskıyı da asgari düzeye çekeceğinden, kazanacakları özgüvenle çok daha başarılı neticeler alacaklarına yürekten inanıyorum.
Toplum olarak, her konuda olduğu gibi futbolda da, ayran gönüllüyüz.
Her galibiyet sonrasında yöneticileri, teknik heyeti ve futbolcuları göklere çıkarırken, peş peşe bir, iki mağlubiyet alınca hepsini yerin dibine batırıp “İstifa” diye bas bas bağırmaya başlıyoruz.
Aytemiz Alanyaspor’un bu lige daha yeni çıktığını, takımın da yeni oyuncularla birlikte tam anlamıyla bir uyumu hemen yakalayabilmesinin çok zor olduğunu düşünmeden kimi taraftarlarla, sözde spor otoriteleri veryansın edebilmekteler.
Bana göre, başta sayın kulüp başkanı Hasan Çavuşoğlu ve yönetimi olmak üzere, teknik kadro ve futbolcuların, çok büyük sürpriz olmadığı taktirde, ileride çok daha başarılı neticeler alacaklarına yürekten inanıyorum.
Bu bir kehanet falan değil.
Oyuncuların yeteneklerine, takımın uyumuna ve yönetimin birikim ve deneyimine baktığımızda, bu takımın düşme potasında bulunmasının mümkün olmadığı kanısındayım.
İnşallah yanılmam.
Aslında ayran gönüllülükle birlikte, her şeyin özüne yönelmeden ayrıntılardaki küçük olumsuzluklardan yola çıkarak, özünde doğru ve iyi olan bir şeyi bile eleştirme geleneği, salt Alanya’ya özgü de değil.
Toplum olarak biz böyleyiz.
Hiç bilmediğimiz konuda bile ahkam keserek bilgeliğe soyunduğumuz içindir ki, neredeyse bilge ile cahili ayırt dahi edemez hale geldik.
Böyle bir saçmalık olur mu demeyin.
Bal gibi olur.
Zira, bilgisizlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda, cahil cühelanın, bilge ile bilgisizi ayırt etmesi mümkün mü?
Çok daha vahimi, yıllarca futbol oynamış biri futbolcuları, hakemlik yapmış biri hakemleri, yöneticilik yapmış olanlar yöneticileri, teknik direktörlük yapmış ya da ileride yapmak için sıra bekleyenler meslektaşlarını en acımasız bir biçimde eleştirebiliyor.
Hadi taraftarların, yönetimi, teknik heyeti, hakemi, futbolcuları her başarısızlık sonrasında belli bir duygusallık ve fanatizm içinde eleştirmelerini normal karşılayabiliriz ama geçmişte yöneticilik, hakemlik, futbolculuk, antrenörlük yapmış kişilerin, empati yapmadan bu işin ne denli zor olduğunu bilmelerine rağmen, en küçük bir başarısızlıkta meslektaşlarını eleştiri bombardımanına tutmalarını anlamakta zorlandığımı söylemeliyim.
Medyada boy gösteren futbolcu, hakem ve teknik adam eskilerinin çoğunun yorumları karşısında deli divane oluyorum.
Ekran karşısında pozisyonu yavaşlatıp hızlandırarak, bir ileri, bir geri defalarca oynatarak bir yargıya varmaya çalışanların, hakemin anında bir karar vermesi gerektiğini hiç dikkate bile almamaları düşündürücü. Bazı pozisyonlarda topun ele değip değmediğini değerlendirirken, topun kamera ile el arasında kalan her görüntüde topun ele değiyor gibi görünmesi kadar doğal bir şey olmadığının bile bilincinde olmayan beyinlerin Türk futboluna ayar vermelerini düşünmek akıl alacak şey değil!
Bu yüzden de, kimi karşılaşmalarda, farklı açılardan çekilmiş görüntülerde bu göz aldanmasını rahatlıkla görebiliyoruz.
Bir gerçeğin altını bir kere daha çizmekte yarar görüyorum.
Futbolculuk, hakemlik, teknik adamlık hatta yöneticilik aynı alanda yer alan çok önemli meslekler ya da görevler olmasına karşın, işlevselliği futbola yönelik olsa da, her birinin çok farklı bilgi, deneyim ve yetenek istediğini bilmek gerekir.
Tüm bu görevlerde bulunmuş birisi olarak, bu görevlerin her birinin hem birbiriyle yakın ilişkisi olduğunu, hem de birçok konuda birbirlerinden oldukça farklı özel bilgiyi de içerdiğini bilmekte yarar var.
Bu yüzden de, eski teknik direktörlerin ya da eski futbolcuların hakem kararlarını, eski hakemlerin de teknik adamın kararlarını eleştirmelerini kesinlikle doğru ve sağlıklı bulmuyorum.