HAFTA içersinde (Salı/Çarşamba) yayımlanan 'Toplu Yaşam Kültürü” ve  'Kent Disiplini” adlı yazılarımla ilgili olarak, yazılı ve sözlü pek çok destek iletisi aldım.. İletilerdeki ortak yakınma; sefertasına benzer çağdışı...

HAFTA

içersinde (Salı/Çarşamba) yayımlanan “Toplu Yaşam Kültürü” ve “Kent Disiplini” adlı yazılarımla ilgili olarak, yazılı ve sözlü pek çok destek iletisi aldım..

İletilerdeki ortak yakınma; sefertasına benzer çağdışı binalarda, uyumsuz, geçimsiz, nezaket ve anlayıştan yoksun komşularla birlikte yaşamak zorunda kalmanın getirdiği sıkıntılar.

Bu iletilerin birinde, bir okurum; konuya gösterdiğim duyarlılığa teşekkür ediyor ve özetle şöyle diyor;

“

... Görüşlerinize aynen katılıyorum.

Dediğiniz gibi Alanya’daki apartmanların, iş hanlarının yüzde doksanı sorunlu...

Bu binaların sakinleri, ‘birlikte yaşamak zorunda kaldıkları’ kural tanımaz, kültürsüz, zevksiz insanlar nedeniyle sıkıntılı...

Benim yaşadığım apartman da öyle...

Benim yaşadığım apartmanın da her bir yeri akıyor, kokuyor, dökülüyor...

Komşularım, teras ve balkonları, ardiye; bahçesini, çöplük olarak kullanılıyor.

Koridorlar ayakkabıdan geçilmiyor.

Koridor lambalarımız (çoğu zaman) yanmıyor.

Asansörümüz verimsiz. Üç gün çalışıyor, dört gün çalışmıyor. Çünkü mutat bakımları yapılmıyor.

Apartmanımız altı katlı. Ben altıncı katta, yöneticimiz olacak kukla, ikinci katta oturuyor. Üst katta oturan yaşlı insanlarımız var... Asansör çalışmadığı zaman inip, çıkamıyorlar... Bunlardan biri de benim annem.

Yöneticiyi sürekli uyarıyoruz. Her seferinde cevap; ‘kimse aidat ve katılım payı ödemiyor, ben napayım...’ oluyor.

Bozulan asansörümüzün onarım masraflarını her defasında biz (ben ve altıncı kattaki diğer üç komşum) karşılıyoruz. Çözümü, asansör kapısını kilitlemekte bulduk. Ancak bu da çözüm olmuyor. Çünkü hiçbir masrafa katılmayan yüzsüz komşularımız, asansör çalışır hale gelince, utanmadan sıkılmadan, derhal asansörde hak iddia ediyor. Tartışmalar, kavgalar başlıyor.

Teras çatımız (sizin de yazınızda buyurduğunuz gibi) adeta bir demir yığını... Bir hurdalık deposu... Terasın her bir metre karesi, her biri ayrı tip güneş enerjileri, televizyon antenleri, yakıt depoları ve yüzsüz komşularımızın hurda eşyalarıyla dolu.

Çatımız her yağmurda akıyor. Kaldı ki yağmur yağmasa bile, sağ olsunlar vurdumduymaz komşularımızın güneş enerjileri yağmuru aratmıyor!

Bir umut, her genel kurulda konuyu gündeme getiriyoruz. Ancak kimsenin umurunda olmuyor.

Televizyon anteni/güneş enerjisi/yakıt deposu monte ediyoruz diye, teras delik deşik edilirken; çatı, ‘ortak kullanım alanı’ oluyor, iş çatının (terasın) onarımına gelince, ‘terasın akıntısı bizim sorunumuz değil...’ deniyor.

Böyle bir mantık, böyle bir düşünce olabilir mi?...”

* * *

Bu ileti, gelen iletilerden sadece bir tanesi.

İletilerin her biri kahır dolu, acı dolu, sıkıntı dolu. (Önümüzdeki günlerde bu iletileri derleyip, tek tek Alanya Belediyesi Meclis Üyelerine göndereceğim.)

Yakınmaların büyük bölümü, “çatı ve ıslak zemin akıntılarıyla ilgili”.

“Apartman yaşamı”, pek çok il ve ilçemizde bu durumda belki...

Ama bu rezalet, bu ilkellik; binalarının büyük bölümü çatısız olan Alanya ve Alanya gibi yörelerde çok daha fazla.

Belediyeler, eski yeni ayrımı yapmadan, bu sorunlara bir an önce çözüm bulmak zorundadır.