Her toplumun kendine özgü örf, adet ve gelenekleri hatta inanç biçimleri olmasına karşın, toplumların birbirinden etkilenerek, birbirinin aynısı ya da biraz farklı inanç biçimlerine sahip olduklarını da görmekteyiz. Üç temel dinde de bu...

Her toplumun kendine özgü örf, adet ve gelenekleri hatta inanç biçimleri olmasına karşın, toplumların birbirinden etkilenerek, birbirinin aynısı ya da biraz farklı inanç biçimlerine sahip olduklarını da görmekteyiz.
Üç temel dinde de bu esinlenmenin varlığı yanı sıra çok farklı değerlendirmelerin olduğu da bir gerçek.
Tüm bu benzerliklere ve farklılıklara rağmen, inancın temelinde Yaradan’a dönük bir arayıştan söz edebiliriz.
Tüm toplumların ve de bireylerin Yaradan’ı algıda en küçük bir eksiklikleri yok.
O ulaşılmaz bir büyük olgu.
İslam inancına göre, Allah’a inancın fıtri, dinlere inancın ise sonradan öğrenildiği söylenir.
Yaradan’a yönelmemiz ve ona öykünmemizin temel çıkış noktası da yaratılan tüm değerlerin mükemmelliği değil mi?
İnançlara dayalı çatışmalardaki ve savaşlardaki sorun Yaradan değil.
Sorun, Yaradan’a ulaşmaya çalışan insanların, kendilerine özgü farklı, farklı yol çizmiş olmaları.
Çok sayıda dinin olması ve bu dinlere dayalı olarak da değişik ibadet şekilleriyle Tanrıya ulaşmaya çalışan insanların hepsinin amacı aynı olmasına karşın araçların farklılığına dayalı olarak ortaya çıkan çelişkilerin ve de çatışmaların mantığındaki mantıksızlığı hala anlayamamış olmamız bana çok saçma geliyor!
İnsanoğlu tarih boyunca, bir büyük güç arayışı içinde Yaradan’ı bulmaya çalışmış.
Hayvana, taşa, Ay’a, Güneş’e, yıldızlara bile tapmış.
Yaradan’dan korktuğumuzdan mı, yoksa Yaradan’a olan sevginin bir sonucu olarak, O’nu arıyor ve O’na ulaşmak istediğimizden mi dinsel öğretilere odaklanıyoruz.
Bugünkü teknolojiye rağmen, evrenin o anlaşılması ve kavranması çok zor olan gizemini bırakın, çevremizdeki hatta bünyemizdeki karmaşık yapıyı bile yeterince çözemediğimiz bugün bile, belli doğmalar ve tabularla Yaradan’a bir biçimde ulaşma, ona yakarma hatta ondan yararlanma ve de korkma algısını sürdürmemizin temelinde, ilkel toplumlardan kalma ezberleri sürdürmemizin nedeni, alışkanlıkların, anahtarı kaybolmuş kelepçeye benzemesinden kaynaklanıyor olmalı!
Doğmalara böylesine odaklanmış, yaratılanı ve Yaradan’ı farklı perspektiflerden bakarak algılamaya çalışmanın, geçmişten bugüne taşınan tüm öğretilerin salt ezberine kilitlenmenin insanı yüceliğe mi yoksa cüceliğe mi taşıdığına bakmamızda yarar var.