DÜNKÜ giriş yazısında; Kıbrıs'taki Kayserili asker arkadaşım Hüseyin'in ilahi adalet arayan sorusu ile yazar Jared Diamond'un 1997 tarihli
DÜNKÜ
giriş yazısında; Kıbrıs'taki Kayserili asker arkadaşım Hüseyin'in ilahi adalet arayan sorusu ile yazar Jared Diamond'un 1997 tarihli "Tüfek, Mikrop ve Çelik" adlı kitabının yazılış gayesi olan Yeni Gineli Yali'nin, "Yeni Gineliler ile Avrupalılar arasında genetik olarak hiçbir üstünlük olmamasına rağmen, neden Avrupalı her şeye sahip, Yeni Gine bu kadar fakir" sorusunun benzeştiğini, bu konunun da Alanya'nın turizm ve tanıtım politikası ile örtüştüğünü iddia etmiştim.
Sağ olsunlar, dün gerek iş, gerek siyaset dünyasından pek çok tanıdık gerek telefonla, gerek yolda sokakta, gerekse sosyal medya kanalıyla hep şu soruyu yöneltti...
"Çok merak ediyoruz, bu iki konuyu nasıl olup da Alanya turizmine ve tanıtımına bağlayacaksın."
Nasıl bağlayacağım, hemen izah edeyim.
Bugün Alanya'nın turizmdeki en büyük iç pazar rakipleri kimdir? Marmaris, Kuşadası, Bodrum, biraz yakına gelelim, Kemer, Belek ve Manavgat, öyle değil mi?
Bugün açıp bakın, turizmle ilgili pek çok önemli bilimsel araştırmada, Türkiye'de turizm kıpırtılarının ilk hangi bölgede başladığı yazılıdır? Elbette Alanya'da.
1960'lı yıllarda daha hiç kimse turizmin T'sinden anlamazken, Alanya bu işin farkına en erken varan şehir olmuş, irili ufaklı pek çok otel ve pansiyonu Türk turizminin hizmetine açmış, ilk yerli acenteyi kurmuş, turizmin iyi gelir getiren bir sektör olduğunu keşfeden diğer pek çok il ve ilçe ise Alanya'dan yıllar sonra harekete geçmiştir.
Alanya, Türk turizmini başlatan, turist ile yerli halkın entegre olup iyi para kazanılacağının örneği olan ilk ilçedir.
Bu nedenle "Türk turizmi" denildiğinde akla ilk Alanya'nın gelmesi gerekirken, buna mukabil, turizmle ilgili bir fikir ve proje geliştirilecekse bunun kitabını Alanya'nın yazması gerekirken, tıpkı Allah tarafından aynı gün yaratılmalarına rağmen Avrupa halklarının nasıl olup da böyle zenginleştiğine hayret edip, kendi fakirliklerine isyan eden Yeni Gineli yerel politikacı Yali gibi, yıllardır "Neden Belek, Bodrum, hatta Manavgat bu kadar gelişti de, biz yerimizde saydık, hatta 20-25 sene öncesinin bile çok gerisindeyiz" diye sızlanıyoruz.
Tıpkı, aynı kamuflaj elbiseyi giydiğimiz, birliğimize aynı gün teslim olup aynı gün tezkere alacağımız Kayserili Hüseyin'in tuvalet sorumlusu olup...
Alanya'dan gelmiş Antepli Alper'in, ona nispeten daha rahat bir askerlik dönemi yaşıyor olması gibi...
Alanya'nın da emsallerinden geride kalmasının sebepleri iyi analiz edilmediği sürece, 20 yıl önce konuştuğumuz mevzuları 20 sene sonra da konuşmaya devam ederiz.
Bugün, Alanyalı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu siyasete girmemiş olsaydı, Gazipaşa Havalimanı'nı bugünkü seviyesine getirecek kendi iç dinamiklerimiz var mı?
Bırakın Ankara'nın bizi ciddiye alma olasılığını, yıllarca Antalya lobisi altında bile ezilmedik mi?
Bugün, Bakan Çavuşoğlu olmamış olsa, öğrenci turizmci için umut bağladığımız Alaaddin Keykubat Üniversitesi'nin açılmasını sağlayacak, Ankara'ya bastıracak bir lobimiz var mı?
Cevap: Yok!
1991'de başlayıp uzun yıllar dünya ölçeğinde devam eden triathlon yarışlarının bugün ilkokul müsameresi kıvamına gelmesinin sorumlusu kim ya da kimlerdir?
1992'de başlayıp 1996'da Dünya Voleybol Şampiyonası seviyesine kadar çıkarılan, ancak günümüzde adı sanı dahi anılmayan Plaj Voleybolu Şampiyonası'nın elimizden uçup gitmesinin sorumlusu kim ya da kimlerdir?
Bugün, "yerli turist" olarak adlandırdığımız Alanya dışındaki 81+2 vilayet ve 880 ilçede ikamet eden insanların televizyonda izleyip gazete ve dergilerden okuduğu magazin haberlerinde neden Alanya'nın adı 40 yılda bir çıkıyor da, Bodrum'un, Alaçatı'nın, Çeşme'nin adı günde en az 400 kez geçiyor? Neden, Avrupalılar ve Ruslar en ufak krizde kaçtığında imdadımıza yetişen yerli turistleri Alanya ile barıştıramadık? Kim ya da kimlerdir bunun sorumlusu?
"Ufak olsun benim olsun" zihniyetini Alanya'ya dayayan, büyüyüp gelişmesini engelleyen, büyüyüp gelişmesini isteyenlerin önünü kesen, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" deyip otel lobilerinde, bol anasonlu kulüplerde vakit öldürüp, "Ama olmaz ki canım, böyle kıymetli bir şehri kırsaldan gelen insanlar mı yönetecek?" diyen, "E gel, elini taşın altına sok güzel abicim" dediğinde, "Seçim zamanı hanım, çoluk çocuk yurtdışı seyahatlerimiz var" kolaycılığına kaçan, kimseyi beğenmeyen, "Köylü oy veriyor, seçtiriyor işte" deyip seçilen ve bir şeyler yapmaya çalışan insanları küçümseyen, "Gelin bir olalım, sıkıntıları Ankara'ya gidip anlatalım" dediğinde, "Ben gelmesem de müdürümü göndersem olur mu?" deyip Alanya'yı yönetmeyi otel yönetmekle, atadan kalma şirketi yönetmekle bir tutan, şehrin tanıtımını işinin ehli profesyonellere teslim etmek yerine yılın 6 ayı İstanbul'da, 6 ayı yurtdışında yaşayanlara veren, tanıtım işini yurtdışı fuarlarında beleşçi turiste kalem, tişört, flaş bellek dağıtmak sanan, "yerli turist gelmesin, gelen yabancı da benim bölgeye yetiyor, altta kalanın canı çıksın" diyen...
Bizde örnek milyonla.
"Sabaha kadar yaz" deyin, vallahi de yazarım, billahi de yazarım.
Neyse, lafı fazla uzatmayayım.
Diyeceğim şu ki...
Geçti Bor'un pazarı, sürelim eşeği Üsküdar'a...
"Geçmiş" geçti, biz geleceğe bakalım.
Klimalı makam odalarında geleni gideni ağırlamakla, çay kahve ikram edip zaman öldürmekle, asfalt döküp boru döşemekle, "Rusya şöyleydi", "Charter olsa böyle olurdu", "Güzellik yarışması düzenleyip Alanya'da dizi film çektirelim" demekle, "Körlerle sağırlar birbirini ağırlar" klişesini hayat felsefesi yapmakla bu işlerin olmadığı, bir tek Rus uçağı düşünce anlaşıldı.
Sizin anlayacağınız...
Uçak düştü, kel göründü.
Önce geçmişin muhasebesini yapacaksın, Alanya'nın kadük kalmasını isteyenden hesap soracaksın.
Şehrin büyümesi ve üzerine her sene bir şey koyması gerekirken nasıl olup da küçüldüğünü araştıracaksın.
"Sen, ben, bizim oğlan" demeyip bu işlerin geçmişteki sorumlularını manevi nezaretlere çekip sorgulayacaksın, başkaları da aynısını yapmasın diye isimlerini afişe edeceksin.
Ondan sonra geleceğin planlamasını yapacaksın.
Bundan 6-7 sene önceydi.
2009 yerel seçimleri yeni bitmiş, ilk meclis toplantılarından birinde, Sipahioğlu'na muhalif meclis üyelerinden biri, o zamanlar ANAP'ta olan dönemin Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu'na, "Geçmiş 10 yılın hesabını verin, bakalım altından neler çıkacak" demiş, bu sözlere bıyık altından gülen Sipahioğlu, "Madem öyle, 10 değil, geçmiş 20 yılı araştıralım, bakalım altından neler çıkacak" deyince o fikir o gün apar topar rafa kaldırılmıştı.
Alanya ufak şehir.
Herkes birbirine hısım, herkes birbirine akraba.
"Sen, ben, bir de bizim oğlan" anlayışı devam ettikçe ne bir Bodrum olabiliriz, ne de bir Kemer.
Yapanın yaptığı yanına kâr kalır, bana dokunmayan yılan da bin yaşar.
-BİTTİ-