YILLARDIR soruma cevap verecek bir babayiğit aradım ama bulamadım. Soru şu idi:
YILLARDIR
soruma cevap verecek bir babayiğit aradım ama bulamadım.
Soru şu idi: "Hocaefendilerinin ABD'de ne işi vardı, orada ne aramaktaydı?"
Bu soruyu yönelttiğim beyler ve bayanlara önce şu açıklamayı yaparak, cevabını alamadığım sorumu yöneltiyordum.
28 Şubat sonrası Prof. Dr. Esat Coşan, Avustralya'ya gitmişti.
Fethullah Gülen ise İsviçre'ye gitse anlarım, demokrasinin beşiği olarak anılan Fransa'ya da gitse anlarım.
Ama İngiltere, İsrail veya özellikle ABD'ye giderse orada bir durmamız gerekli.
Hocaefendinin ABD'de işi ne, orada ne aramaktadır?
ABD, halk arasındaki deyimle, "sütünü sağmayacağı ineğin önüne ot atar mı?" diye konuştuktan sonra soru yönelttiğim kişilerden hiç bir zaman cevabını alamadım.
Bu açıklamayı öncelikle yapmayı uygun buluyorum.
Zira, konu daha iyi anlaşılsın diye.
Konu başlığına dönecek olursak.
ABD, Türkiye'ye Fethullah Gülen'i iade eder mi?
Ederse neden eder?
Bir kere, ABD, Gülen'in işi bitmiş, artık kullanacak bir yönü yoksa, yani son kullanma tarihi geçmiş ise tavizler kopartarak iade edebilir.
Yok, artık daha kullanacağı durumlar var ise, kesinlikle iade etmez.
Zira, karşınızda İslam dünyasını hedef almış, özellikle merkezine Türkleri oturtmuş, dost görünen ama en büyük düşman olan ABD var.
Onun için iyi düşünmek gerekir.
15 Temmuz günü yaşananların hiçbirinin tasvip edilecek bir yönü yoktur.
Kabul edilemez.
İnsan aklını, vicdanını, kişiliğini bu kadar mı satar?
Sivil halka, asker ve polise bu kadar mı kastedilir?
Bunu yapanlar insan olabilir mi?
Temennimiz, suçluların adil bir yargılama ile hak ettikleri cezaya çarptırılmasıdır.
Yalnız, masum olanlar ayrı tutulmalıdır.
Elbette yıllardır bu yapıya her türlü desteği verenler de bu konuda suçludur.
Bunlara en önemli desteği ilk veren Özal'dır.
Özal öncesinin bir önemi yoktur.
Özal sonrası da destek vardır ama en büyük desteği, hem de limitsiz şekilde 17/25 Aralık'a kadar kimlerin verdiği aşikârdır.
Artık geç de olsa hatadan dönülmesi gayet sevindiricidir. Bu yapı, TSK, Emniyet ve Yargı'dan bir tek ferdi kalmayıncaya kadar temizlenmelidir.
Elbette bu söylediğim diğer kurumlar için de geçerlidir. Bu yapı ile en etkin mücadele edecek kişi ise Cumhurbaşkanı'dır.
Seversiniz ya da sevmezsiniz ama bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı'na tam destek verilmelidir.
Konu sulandırılmadan ve politika malzemesi yapılmadan kararlılıkla çözülmelidir.
Bilgi sahibi olanlar iftira yapmadan ilgili makamları bilgilendirmelidir.
Zira bu bir vatandaşlık görevidir.
Benim bir evladım üniversite eğitimi sırasında bu zalimlerden az çekmemişti.
Ben de şimdi gerekenleri ilgili mercilere bildirdim.
Bunu bir vatandaşlık görevi olarak yaptım.
Tabi asla iftira atmadan.
Bu özelimi sizlerle paylaşarak makalemi sonlandırıyorum.
Hoşça kalın.