SENE 94. Mesleğe yeni başlamışım. 20 yaşında zıpkın gibi delikanlıyız o zaman. Sabah erkenden ofise geliyoruz, akşama kadar o parti senin bu hastane benim, o karakol senin bu sivil toplum kuruluşu benim, dolaşıyoruz. Ulaşım aracımız yok,...

SENE

94.

Mesleğe yeni başlamışım.

20 yaşında zıpkın gibi delikanlıyız o zaman.

Sabah erkenden ofise geliyoruz, akşama kadar o parti senin bu hastane benim, o karakol senin bu sivil toplum kuruluşu benim, dolaşıyoruz.

Ulaşım aracımız yok, cep telefonu henüz Türkiye'ye girmemiş, o dönem çalıştığım basın kuruluşunun iki, bilemedin üç telsizi var, onlar da tuğladan az ufak, mecbur elimizde taşıyoruz.

Tabi cakamız o biçim.

Millete tek kanallı TRT döneminden bık geldiği ve özel televizyonların birer ikişer açıldığı dönemden bahsediyorum.

Şu an Alanya medyasında, genç arkadaşlarımızın tabiriyle "köşe başlarını tutmuş" ne kadar akranım varsa, o dönem ergenlikten yeni çıkmış delikanlılar olarak havamız bin beş yüz.

Bir elimizde kamera, ötekinde telsiz, halkın ilgisi de yoğun.


***

Misal, Alanya caddelerinde yürürken elimizde kamerayı mikrofonu gören esnaf oturuşunu düzeltiyor, karşıdan gelen teyzeler amcalar "Acaba televizyoncular bir soru falan sorar mı?" diye üstüne başına çeki düzen veriyor.

Ricky Martin o dönem ne ise, yemin ediyorum, Alanya medyası olarak neredeyse o ilgiyi görüyoruz.


***

Bir gün hiç unutmam, o dönem Alanya basınının vazgeçilmez "doğal röportaj laboratuarı" olan Alanya Belediyesi'nin yanındaki Havuzlu Park'a gittik.

Mevzu, 94 Yerel Seçimleri.

"Kime oy vereceksiniz?", "Gönlünüzdeki belediye reisi nasıl olmalı?", "Alanya'ya hangi projeler yapılmalı?" gibi sorular yöneltiyoruz.


***

Yaş ortalaması 60, bilemedin 70.

Emekli olmuş, evde otur otur sıkılmış, hanımı "temizlik yapacağım, kaybol" diye evden günübirlik uzaklaştırma cezası vermiş ne kadar amca varsa hepsi orada.

Dini konuları seven, başı beyaz külahlı, ayağı mestli hacı amcalar bir tarafta, milliyetçiler öbür yanda, solcular beri yanda. Tam bir "Havuzlu Park Koalisyonu"nun ortasına düşmüşüz, haberimiz yok.


***

Ben o zamanlar kameramanım.

Soru soran bayan muhabir arkadaşım, dönemin iki favori ismi olan "DYP'li Cengiz Aydoğan'a mı yoksa ANAP'lı Hasan Sipahioğlu'na mı oy vereceksiniz?" diye sorunca, verilen cevaplara göre gruplar arasında tatlı sert bir atışma başladı.

Hatta bazı fanatik amcalar seslerini yükseltmeye, ayağa kalkıp gözüne kestirdiği kendine muhalif olan diğer amcalara fiziksel saldırı girişimlerine falan başlayınca, "Eyvah" dedim içimden, "Şimdi bizim yüzümüzden Havuzlu Park'ta kan gövdeyi götürecek?"


***

Sonra, "lütfen buraya dikkat", amcalardan biri o dönem yayın yapan ama sonradan Hakk'ın rahmetine kavuşan yerel gazetelerden birini ceketinin cebinden çıkarıp, "Sen lafı bana 'Yalancısın' demeye getiriyorsun ama bak kardeşim, gazete aynen benim dediğim gibi yazmış. Gerçek olmasa burada yazamazlardı. Çünkü bu şehrin kaymakamı, savcısı, emniyet müdürü ve jandarma kumandanı var. Bu yazılanlar doğru olmasa onlar bu haberin yazılmasına izin vermezlerdi. Haber doğru ki gazeteciler öyle yazabilmişler" dedi.


***

Bu mesleğin iyi kötü 21 yıldır ekmeğini yiyen alaylı bir medya mensubu olarak benim için gazetecilikteki milat işte o andır.


***

Bahse konu gazetenin destek verdiği adayın rakibini yıpratmak için yapıldığı apaçık belli olan ve manşetten verilen o haberin gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yoktu, zaten birkaç gün sonra da iç sayfalarda ufak bir şekilde tekzip edilmişti.

Ancak benim için önemli olan, ortalama 65-70 yaşlarında, gazete okuyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir amcanın, "Olay doğru olmasa bu gazete bunları yazamazdı. Şehrin kaymakamı, savcısı, polisi ve jandarması bu haberler yazılmadan evvel bakıyor, inceliyor, haber doğru ise sayfaya basılmasına izin veriyor" sözleriydi.


***

21 sene önce başımdan geçen bu anının kıssadan hissesi şudur, kıymetli okuyucu.

Son birkaç gündür Alanya Belediye Başkanı MHP'li Adem Murat Yücel hakkında sadece bir ulusal basın kuruluşunun ısrarla haber yapmasının, buna mukabil diğer yerel ve ulusal gazete ve televizyonların bu iddialara itibar etmemesinin yorumunu sizlerin takdirine bırakıyorum.


***

"Alanya medyası neden susuyor?", "Ortada bir sürü iddia dolaşıyor ama yerel medyada tek satır haber yok. Bunun sebebi nedir?" deyip "Adem Başkan'ı koruma kalkanına mı aldınız?" diye imada bulunanlara eğer bir yanıt verilmesi gerekiyorsa, benim yanıtım şudur.


***

Sırf "herhangi bir gazetede yazıldı, yayınlandı" diye her haber/iddia doğru olmayabilir, üstelik haberle hedeflenen amaç çoğu zaman kamu menfaatinden öte siyasi amaçlı olabilir, bu bir.

İkincisi, sanıldığı gibi Adem Başkan'a görevden el çektirilmemiştir, halen görevinin başındadır.

Üçüncüsü, iddia edildiği gibi, MHP'li Alanya Belediyesi ile AKP'li Antalya Büyükşehir Belediyesi arasındaki Alanya ölçeğinde süren "gizli iktidar mücadelesi" sırasında farklı yıpratma enstrümanları kullanılıyor olabilir mi?

Daha da önemlisi, Adem Murat Yücel'e kısa vadede gerek hukuki açıdan gerekse özel hayatı üzerinden diz çöktürülüp uzun vadede belli tavizler vermesi talep edilecek mi?

Yapılmak istenen, hedeflenen bu mu?

Bunun takdirini de sizlerin yorumuna bırakıyorum.


***

Yazılı ve sosyal medyada başlayan "Adem Başkan'ı Yıpratma" ve "Adem Başkan'a Sahip Çıkma" başlıklı iki kampanya ne yazık ki işin vahametini de aslında gözler önüne seriyor.

Alanya'nın, şu krizli günlerde, turizmin kötüye gittiği bir süreçte böyle iddialar ve mevzularla kaybedecek bir dakikası bile yoktur.


***

Şahsi düşüncem, Yargı henüz son sözünü söylememişken Adem Başkan'ı, ailesini ve ekibini "Yıpratma" amaçlı kampanyalara kulağımızı tıkayıp önümüze bakalım.

Çünkü...

Başkalarının kazandığı, hüküm sürdüğü, istediğini yaptırabildiği, dilediği gibi at koşturduğu pek çok belediyesi olabilir ama bizim sadece Bir Alanya'mız Var...