YENİ Alanya gibi dev bir çınarda, hele de seçim arifesinde iki politika sayfası hazırlamamın yanı sıra, şehrin politik ve sosyal gündemine ilişkin köşe yazıları da kaleme aldığım için, sağ olsunlar, şehrin dört bir yanında yaşayan...

YENİ

Alanya gibi dev bir çınarda, hele de seçim arifesinde iki politika sayfası hazırlamamın yanı sıra, şehrin politik ve sosyal gündemine ilişkin köşe yazıları da kaleme aldığım için, sağ olsunlar, şehrin dört bir yanında yaşayan vatandaşlarımız ihbar üstüne ihbar gönderiyor.

Misal, kimi yaşadığı cadde ve sokaktaki eksikleri, kimi de resmi veya sivil üniformalı belediye memurlarının olumsuz muamelesini bildirip, “Şu işe bir çözüm bulalım” diyor.


***

“Üst komşum halısını bizim balkona silkiyor. Sana zahmet zabıta gönderir misin?” diyen bile var, gerisini varın siz düşünün.

Allah yokluğunuzu göstermesin, tüm ihbarların başımızın üstünde yeri var.

Çünkü bizim kitabımızda, “herhangi bir sorunun gazeteciden medet umulacak seviyeye gelmiş olması” demek, “ilgili makamların sorunu savsaklıyor olması” demektir.


***

Eskiler iyi bilir.

Biz bilmeyenlere anlatalım.

Sabah Gazetesi’nin yayın hayatına başladığı 80’li yılların ortalarında köşe yazılarıyla adeta fırtına gibi esen rahmetli Ahmet Vardar misali, yine bir başka merhum üstadımız Savaş Ay gibi sürekli sahada olduğumuzdan, takipçilerimiz suratımızı ne zaman görse hemen bir sıkıntısını iletiyor, veya sosyal medyadan yazıyor, biz de bize ayrılan köşe arazisi nispetinde bunları sizlerin de huzurunda muhataplarına aktarıp bir kamuoyu oluşturmaya, “gazeteci” kimliğimizle sorunun çözülmesine yardımcı olmaya gayret ediyoruz.


***

Ancak bu ihbar sürecinde en çok dikkatimi çeken detay, ihbarda bulunan okuyucularımızın, haberde veya köşe yazımda isimlerini gizlememi istemeleri oluyor.

Aslında sebebini biliyor olmama rağmen, her seferinde “Neden?” diye soruyorum ve ne yazık ki hep aynı yanıtı alıyorum: “Şimdi ismimi verirsen kesin bana kafayı takarlar, burnumdan getirirler.”


***

80’li yıllarda TRT’de izlediğimiz Amerikan bilim kurgu film ve dizilerinde 2015’i falan anlatırken havada uçan arabaları, ışın tabancalarını, her işimizi gören robotları falan gösterirler, biz de çocuk aklımızla, “2015’te aşağı yukarı 40’lı yaşların başında olacağız. Dünya hakikaten de bu film ve dizilerdeki gibi olursa yaşadık gitti” diye hayal eder, bir an önce büyümeyi isterdik.


***

Ama bugün geldiğimiz durum ortada.

Nasıl bir ülke haline geldiysek, vatandaş sorununu çözdürecek muhatap bulamayınca çareyi gazetecide arıyor, ona da “Aman ismimi verme, sonra bana kafayı takarlar, burnumdan fitil fitil getirirler” diye ricada bulunuyor.


***

(Bu arada, buradan, çocukluk hayallerimizle dalga geçip bizi boş yere umutlandıran ABD film sanayisinin gelmişine geçmişine selamlarımı iletiyorum)


***

İşin şakası bir yana, dünkü “Otellerin düzenlediği Türk Geceleri’nde illüzyonist, Kafkas ekibi, yılan ve deri şov, oryantal de olsun ama Alanya Belediyesi’nin yeni kurduğu Mehteran Takımı da bu şovlara dahil edilsin, en azından turistler hakiki bir Anadolu kültürü görmüş olurlar” önerime, isminin verilmesini istemeyen duyarlı bir okuyucum ilginç bir öneri ile destek verdi.


***

Dedi ki: “Türk Geceleri için benim de naçizane bir fikrim var. Alanya Kaymakamlığı ve Alanya Belediyesi, gerçek bir Türk Gecesi ekibi oluşturup, bunu haftanın iki günü Amfi Tiyatro’da düzenlemeli.

Otellerdeki Türk Geceleri kaldırılmalı, ALKOD ve ALTİD gibi sivil toplum kuruluşları aracılığıyla gerçek bir Türk Gecesi organize edilmeli.

Bu ekstra bir gelir kaynağı da olur. Bu gelirden mahrum kalan otellere de bilet satışından belli bir komisyon verilir. Yurtdışında bu tip şovlar meşhurdur. Tıpkı bizdeki Anadolu Ateşi gibi.

Güzel bir organizasyon, güzel bir koreografi yapılabilir. Amfi Tiyatro zaten bütün sene bomboş duruyor. Bir konser falan olsa hafta sonu dolar. Hafta içi iki gün bu iş için kullanılabilir.

Acenteler pazarlamasını yapar, komisyonunu alır. Böylece şehir içinde, apartmanların arasında kalan otellerde hem görüntü ve ses kirliliğine, hem de soytarı işi denilebilecek Türk Gecesi saçmalığına son verilir.”


***

Hiç kesmeden dinledim, yani okudum.

Sonra da “Fena fikir değil ama şöyle bir sorun var” deyip şunları yazdım:

“Benim bildiğim bu geceler için çoğu otelci gösteri gruplarına para vermiyor. Çünkü bu ekiplerin parasını genelde dericiler ödüyor. Gecenin sonunda deri şov yapıyor, iki ceket satsa masrafını çıkarıyor, gerisi ise cebine kâr kalıyor. Bu alışveriş otelcinin de işine geliyor.

Çünkü cebinden para çıkmadan, oteline turist getiren acenteye verdiği ‘haftada bir günşov yaparım’ sözünü tutmuş oluyor. Alan razı satan razı.

Turist de otelden çıkmadan, dışarıda para harcamadan bir gününü beleşe getiriyor.”


***

Sonuç mu?

Mahalle aralarındaki ufak otellerin komşusu olarak yaşayan vatandaş ne yazık ki haftada bir gün Türk Gecesi adı verilen bu saçmalığı çekmeye, dinlemeye ve izlemeye devam edecek.

Herhangi bir formül bulunmazsa ve tedbir alınmazsa, sonuç şimdilik budur.

Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla.