"

BELİRLİ

şartlar" iki kelime gibi görülse de olmazsa olmaz şeylerdir. Nedir bu belirli şartlar:

1- Mevcut siyasi iktidara yakın olmak.

2- Parti içerisinde sözü geçen yöre milletvekilleriyle dirsek temasında bulunmak.

3- Yapılacak önemli şeyler için bölgesel siyasetçilerden ön izin almak.

4- Yapılan işleri kendine değil partiye ve en önemlisi yöre milletvekiline mal etmek.

5- O yörede bulunan partililerle iyi geçinmek.

Eğer bu özelliklere sahipseniz size verilen sınır çerçevesinde aklınızı kullanmakta serbestsiniz demektir. Bu sayede sorumlu olduğunuz halka gerekli hizmetin bir kısmını kaliteli yapma şansına erişirsiniz. Ve kendinizi mutlu hissedersiniz. Şayet bu özellikleriniz yoksa, bu kez de iş ve hizmet üretememenizin mazeretini bu özelliklerin sizde olmadığı sonucuna bağlar, kendinizi yine mutlu hissedersiniz. Her iki sonuçta da devlet erkini yöneten siyasi iktidar ya kendi gibi düşünen memur yaratır ya da kendi gibi düşünmeyen memuru hiç düşünmemeye zorlar. Bu durumda iki farklı devlet memuru farklı gibi görünse de aslında farkları yoktur. Çünkü ikisi de düşünmüyor, sadece konulan ve söylenen kurallarla hareket ediyordur. Bu da aklı kısıtlamanın geleneksel sonucudur.

Bu ülkenin efsane valisi olarak kabul edilen rahmetli Recep Yazıcıoğlu (Yattığı mekan cennet olsun) ile kısa süreli de olsa Tokat ilinde çalışma fırsatım olmuştu. Anavatan Partisi'nin en güçlü olduğu dönemlerde valilik yaparken hiçbir kural tanımazdı. Onun için tek kural vatandaşın memnuniyetiydi. Toplantılarda partililer tarafından sık sık şikayet edildiğini dile getirir, bizlere verdiği talimatta "Siyasiler sizin değil benim muhatabımdır ve bir talepleri varsa bana gelmek zorundalar" derdi. "Hiçbir siyasi talebe cevap vermeyeceksiniz" diye de sıkı sıkı tembihlerdi. "Siz sadece işinizi dürüstlükle ve zamanında yapın, siyasetçilerle uğraşmayı bana bırakın" diyerek bizleri özgür çalışmaya doğru itelerdi. Bugün böyle davranan kaç vali ve kaymakam mevcuttur, bir düşünün bakalım.

Merhum valimiz şahsına münhasırdır ve birinci grup devlet memurlarının duayenidir. Her vali, kaymakam ve yüksek devlet idarecisinin böyle davrandığını sanmak veya böyle olmasını arzulamak hayalperestliktir. Doğru idareci olmak için aynen onun gibi olmak gerekir ama sonuçlarına katlanabilmek için de kocaman yüreklere sahip olmak gerektiğinin de unutulmaması lazımdır.

Şöyle bir hafızalarınızı yoklarsanız, Hatay'da milletvekilinin oğluna şirin görünmek için polisleri adi suçlular gibi duvar dibine dizip, göğüslerine numaralar yazarak teşhis etmeye kalkan emniyet müdürü ve dizilen emniyet mensuplarını hatırlarsınız. Siyasi erk dahi o günlerde bu olayın müsebbiplerini kınamış, Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı sayın Bülent Arınç emniyet müdürü için "İşgüzar" demişti. Ne yazık ki bu ve bunun gibi binlerce örnek mevcut ülkemizde ve yine ne yazık ki bunlar geçmişte de vardı, gelecekte de var olmaya devam edecektir. Devlet memuru aklını kullanmaktan imtina ettiği sürece onları aşağılayan bu gibi olayların sonu gelmeyecektir. Aslında aklını kullanmayarak onurunu ayaklar altına aldıran kendisidir. Onun yaptığı küçük hesaplar (Yani tayin edilmemek veya terfi etmek gibi) bu onursuz davranışların kaynağı olmaktadır. Yani yine aynı noktaya geliyoruz. Birilerine kıyak yaparken, ayağa düştüğünü göremeyecek kadar körleşmektedir bazı devlet memurları.

- DEVAMI YARIN -