SON zamanlarda adını sıkça duyduğumuz ve kullandığımız depresyon, halk arasında aşırı mutsuzluk hali olarak bilinir. Ancak her mutsuzluk depresyon değildir. İnsanların ayrılık, yakın birinin kaybı gibi durumlarda yaşadığı üzüntü...

SON

zamanlarda adını sıkça duyduğumuz ve kullandığımız depresyon, halk arasında aşırı mutsuzluk hali olarak bilinir. Ancak her mutsuzluk depresyon değildir. İnsanların ayrılık, yakın birinin kaybı gibi durumlarda yaşadığı üzüntü ve yas tutma ile depresyonu ayırmak gerekir. Yas döneminde kişi üzgün olabilir ve bu normal yaşanması geren bir süreçtir. Depresyon bazen böyle bir kayıptan sonra da ortaya çıkabilir ancak depresyon tanısı alabilmesi için yas sürecinin atlatılamıyor, şiddetli ve unuz süreli olması gerekir. Her insan kendini zaman zaman mutsuz hissedebilir. İnsanların doğası gereği normal olan budur. Çünkü duygularda değişimler ve iniş çıkışlar yaşanabilir. Hatta bu sağlıklıdır. Bu nedenle kişilerin depresyon hakkında daha fazla bilgiye sahip olması gerekmektedir. Öncelikle depresyon tanısı için aşağıdaki belirtilerden 5 ve daha fazlasının, uzun süreli devam ettiği durumlarda konulur.

İntihar düşüncesi

Suçluluk ve/veya değersizlik duygusu

İlgide ve zevkte azalma

Uyku bozukluğu (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)

İştahta artma/azalma

Hareketlerde yavaşlama

Yorgunluk ve enerji kaybı

Konsantre olamama

Kararsızlık

Depresyon hafif-orta-ağır şiddetlerde olabilir. Bunu psikolog hasta hakkındaki gözlemleri ve aldığı bilgilerle öngörebilse de, birtakım depresyon ölçekleri de kullanılır. Depresyondaki kişiler, anormal ve zeka açısından zayıf kişiler değildir. Depresyon yaşam boyu kadınlarda erkeklerden daha fazla görülmektedir. Kadınlarda %25, erkeklerde ise %12 kadardır. Depresyon riski 18-44 yaşlarında daha fazla 65 ve üzerinde ise daha azdır. İntihar girişimi kadınlarda daha çok görülür ancak erkeklerde tamamlanmış intihar oranı daha yüksektir. Boşanmış, eşini kaybetmiş kişilerde intihar riski yine fazlayken, hiç evlenmemiş ve evli kişilerde risk daha düşüktür. Depresyonda genetik yatkınlık önemli rol oynar. Ancak çevresel faktörler, yetiştirilme tarzı ve gelişimsel öykü de yatkınlık üzerinde etkilidir. Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Pek çok etken depresyona neden olabilir. Ailenin depresyona yatkınlığı ve beyin kimyasının özellikleri, yaşanılan deneyimler, olumsuz düşünce ve yorumlama biçimleri ve de davranışsal bir takım değişiklikler depresyonun sebepleri olabilir. Son zamanlarda hayatta önem verilen bir şeyin kaybı, önemli yaşamsal zorlanmalar depresif eğilime neden olabilir. Hayattan zevk alınan aktivitelerin olmayışı ya da azalması, kendine duyulan beğeninin azalması, bir takım konularda yaşanılan başarısızlıklar, çaresizlik ve umutsuzluk da kişiyi depresyona eğilimli hale getirir. Ancak bunlar kişiyi yatkın hale getirse de mutlaka depresyonla sonuçlanmayabilir. Özetle depresyonu ortaya çıkaran birinci etken beyin yani sinir sistemi, beyindeki yapısal veya kimyasal bazı değişiklikler, ikinci etken kişilik yapısı yani insanın genel olarak dünyayı ve kendisini değerlendiriş şekli, üçüncü etken ise çevre yani yaşadığınız olaylar çevresel etkenler, deneyimlerdir. Depresyon tedavisi mümkün olan bir psikolojik bozukluktur. Doğru terapi teknikleri seçilir, detaylı bir hasta değerlendirmesi yapılır ve hasta terapilerde psikolog ile işbirliği yaparsa tedavi sonuç verecektir. Gerekli durumlarda psikiyatrist kontrolünde ilaç tedavisi de psikoterapiye ek olarak sürdürülmesi gerekebilir. İlaçlar ile depresyonun beyin kimyasından kaynaklanan nedenleri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Ancak ilaç tedavisi olsun ya da olması depresyon tedavisine psikoterapi eşlik etmelidir.