Gerçekleştirmiş olduğum Bursa seyahati sırasında, uzun bir süredir aklımı meşgul eden bir konuyu, daha somut bir şekilde değerlendirme fırsatı yakaladım. Söz konusu olay şu ki; Alanya'da kilogramı; 1,5 ile 2 TL arasında alıcı bulan...

Gerçekleştirmiş olduğum Bursa seyahati sırasında, uzun bir süredir aklımı meşgul eden bir konuyu, daha somut bir şekilde değerlendirme fırsatı yakaladım. Söz konusu olay şu ki; Alanya’da kilogramı; 1,5 ile 2 TL arasında alıcı bulan muşmula (yeni dünya), Bursa semt pazarlarında ve süpermarket tezgâhlarında kilogramı 10 TL’den tüketicilere sunulmakta. Ne yazık ki pek çok meyve ve sebze için de aynı durum söz konusu. Yani üreticiler; düşük piyasa fiyatlarından ve emeklerinin karşılığını alamamaktan muzdaripken, tüketiciler ise cep yakan yüksek fiyatlar sebebiyle, haklı olarak şikâyetçi olmaktadır. Peki, her iki tarafın da mağdur olduğu bu ticari düzen içerisinde, kazançlı kimse yok mu? Var elbet. Aracılar… Üreticilerden ürünlerini çok fahiş fiyatlar ile toplayan pek çok aracı, bu ürünlerin üzerine nakliye, komisyon, işçilik maliyeti gibi birçok maliyet ekliyor. Böylece ürünler büyük pazarlara ulaşana dek, fiyatlar artıyor da artıyor. Buna bağlı olarak; tüketicilerin alım gücü düşüyor, üreticiler kan ağlıyor ve Türkiye’de tarım sektörü, her geçen gün enerji kaybediyor. “Çözüm nedir’’ sorusuna gelecek olursak; benzer alanlarda, Avrupa’daki başarılı uygulamaları az çok takip eden biri olarak, aklıma gelen ilk cevap kooperatifçilik oluyor.

SİSTEMSEL KOOPERATİFÇİLİK

Ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaç ve istekleri, müşterek sahip olunan ve demokratik olarak kontrol edilen bir işletme yolu ile karşılamak üzere, gönüllü olarak bir araya gelen insanların oluşturduğu özerk teşkilatları ifade eden kooperatifler; toplumsal kalkınmayı geliştiren ve bu gün pek çok işletme için temel oluşturan bir sisteme dayanmaktadır. Genel olarak; gönüllülük, demokratik kontrol, özerklik ve bağımsızlık, bilgilendirme ve eğitim, işbirliği, topluma karşı sorumluluk şeklinde sıralanabilen temel ilkeler üzerine kurulmuş bir işletme anlayışına sahip kooperatifler; yoksullukla mücadele, üreticilerin denetlenmesi ve tüketicilerin korunması gibi elzem konularda da etkin bir araç oluşturmaktadır.

Kooperatifçilik sistemi içerisinde; ortaklara ait kaynakların, birlikte verimli kullanılması söz konusu olmaktadır. Basit bir örnek üzerinden kooperatifçiliği; portakal üreticilerinin, ürünlerini bireysel olarak farklı fiyatlardan pazarlamaya çalışması ve araya aracıların dâhil edilmesi yerine, tüm üreticilerin tek bir çatı altında bir araya gelerek, ortaklaşma bilincine dayalı bir işletme oluşturulması, ürünlerin burada toplanması akabinde hem üreticilerin hem de tüketicilerin çıkarlarını koruyacak bir fiyatlandırma yapılarak satışa sunulması şeklinde ifade edebiliriz. Nitekim bu anlayış, Türkiye’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, üretici ve tüketiciyi adeta sömüren aracıların ortadan kaldırılması ve toplumun zayıf grupları için karşılaştırmalı üstünlük sağlanabilmesi açısından son derece önemli olmaktadır.

AVRUPA VE TÜRKİYE’DE KOOPERATİFLEŞME

Pek çok uzman tarafından; Türkiye’de tarımın kurtuluşu olarak nitelendirilen ve her fırsatta önemi vurgulanan kooperatifçilik; Avrupa’da bir hayli yaygın ve gelişmiş olmasına karşın, Türkiye’de henüz tam bir sistemleşme sağlanamamıştır. Nitekim şu anki verilere bakılacak olursa; küresel tarım ürünlerinin neredeyse %50’si kooperatifler aracılığı ile pazarlanmaktadır. Kooperatifleşme oranı; Danimarka’da %98’lere ulaşırken, Hollanda’da %95, Almanya’da %76, Kanada’da %70, tarım cenneti olarak bilinen ülkemizde ise ne yazık ki yalnızca %13 olarak gerçekleşmektedir. %13’lük bu oranın ise bir kısmı; denetimden yoksun, amacına uygun olmayan bir şekilde faaliyet gösteren kooperatiflerden oluşmaktadır. Maalesef, Türkiye’de politikaların belirlenmesi konusunda, üretici örgütlerin yeri pek fazla bulunmamaktadır. Daha sistemli, güvenli, sürdürülebilir ve tüm tarafların çıkarlarını eşit şekilde gözeten bir tarım ekonomisi için; bağımsız örgütlerin, devlet denetiminde, tek bir çatı altında bir araya getirilmesi şarttır! Böyle bir sistemde; kooperatifler üreticileri denetlerken, devlet ise kooperatifleri denetlemelidir. Üreticilere, üretmiş olduğu değerin karşılığı tam olarak ne ise verilmeli, tüketiciler de gereğinden yüksek fiyatlardan korunmalıdır. Öte yandan; vergi ödemeyen, gıda güvenliği hususunda yeterince özenli davranmayan, üreticilerin hakkını korumaksızın onların sırtından kar elde eden, denetimsiz kooperatiflerin tespit edilmesi ve bu şekilde faaliyet gösteren kooperatiflere derhal müdahale edilmesi gerekli olmaktadır.

Tarımsal üretimi gerçekleştiren, toprağı işleyerek ‘’değer yaratan’’ çiftçilerimizin rahat bir nefes alması ve Türkiye’de tarım sektörünün, içine girmiş olduğu çıkmazdan kurtulması için; üreticiler kooperatifleşmeye özendirilmeli, üreticilerin bireysel olarak desteklenmesi yerine güçlü kooperatifler oluşturulmalı ve böylece toplumda, kooperatifleşme kültürü ve olgusu geliştirilmelidir. Sonuç itibariyle, sürdürülebilir tarımın gerçekleştirilebilmesi için; devlet kooperatiflerin, kooperatifler ise üreticilerin arkasında bir dayanak, destekçi ve denetimci olarak var olmalıdır!