Teke hiçbir şeyden etkilenmeden sanki sakin sakin yükseliyordu. Bizde yükselmeye devam ettik. Gevenli Gözleğe gelince artık zemin karla örtülüydü. Vakitte akşama yaklaşmıştı. Dönüp Küllüin'de yatabilirdik ama teke yükseldiğine göre...

Teke hiçbir şeyden etkilenmeden sanki sakin sakin yükseliyordu. Bizde yükselmeye devam ettik. Gevenli Gözleğe gelince artık zemin karla örtülüydü. Vakitte akşama yaklaşmıştı. Dönüp Küllüin’de yatabilirdik ama teke yükseldiğine göre bizde yükselip Çökele’de Semerci’nin manarında gecelemeliydik. Çökele düzlüğüne çıkınca kar dizlerimizi, bazı yerlerde çatalımızı tutuyordu. Semerci’nin manarının anahtarının yerini biliyorduk. Manarı aştık, ateşimizi yakıp çayımızı demledik. Bizim bu bir günde yürüdüğümüz mesafe, çıktığımız yükseklik bazı insanlara abartılmış gibi gelebilir ama o tekenin izini görüpte 1500 metreye yükselemeyen avcı zaten teke avcısı olamaz. Mavzeri eline hiç almasın. Çayla beraber hafif bir yemekten sonra uykuya dalmışız. Hacı’nın beni sarsmasıyla uyandım. Kalk Baba dedi. Biz tekeyi ararken teke bize misafirliğe geldi. Ben de uyandım. Hemen ikimizde kulak kesildik. Teke Çökele’yi doğuda çevreleyen kayalıklarda haremini kurmuş, mehtabın altında gece halvetteydi. Zaman zaman böğürtü sesleri çıkararak haremindeki dişileri azarlıyor, zaman zaman da canını yaktığı dişilerden boğuk boğuk meleme sesleri geliyordu. Tüfeklerimizin üstündeki dürbünler gece görüş dürbünü olsa işimiz ne kadar kolay olurdu ama öyle değildi çaresiz sabahı beklemeliydik. Saate baktım gecenin biri. Biz bin bir hayaller kurarak dörde kadar sabredebildik. Dörtte gelen sesler azaldı ve nihayet durdu. Bizde hemen sessizce manardan dışarı çıktık. Ortalık aydınlanana kadar hareketsiz manarın yollarını siper alarak bekledik. O sabah ayazında, o karın üstünde o kadar zamanı nasıl hareketsiz bekleyerek geçirdik hala kendim bile hayret ederim. Ortalık tamamen aydınlanınca dağı delik, dirsik dürbünlerken ne göreyim; bizim teke tam sayamadığım hareminide almış Şahinkayası’na doğru küçük Akdağ denen zirveyi aştılar. Hacı’yla biz çaresiz birbirimize bakakaldık. Sonra kendimizi tamamlayıp manara dönüp ayakta bir kahvaltı yaptık. Vurduk tekenin aştığı zirveye. Giderken tekemizin zekasından tecrübesinden konuştuk. Eğer bu kadar akıllı ve tecrübeli olmasa bu zalım on dört yaşını görebilirmiydi diye hasbehaller ettik. Asar dağında veya Gengelli dağda yerini daha önce tesbit ettiği dişileri bulmak için aşağılardan buraya kadar yükselmişti. Bulduğu dişileri sürüp çiftleştiği kayalıklara getirmişti. Şimdi de dağın içine kimselerin ulaşamadığı yerlere alıp götürüyordu. Ama şansımız bize gülerse kim akıllı gösterecektik ona fakat Şahinkayası’na daha çıkmadan biz yine doğaya yenik düştük. Buradan sonrası kar değil buzdu. Her yer kayıyordu. Sarp kayalıklar söyle dursun düz kayalarda Yıprak’a doğru yürümek bile mümkün değildi. Biz yine çaresiz birbirimize bakarken yoğun bir kar fırtınası dağı sarsmaya başladı. Oradan kendimizi manara zor attık. O gün hiçbir şey yapamadan çeşitli sohbetlerle manarda vakit geçirdik.
DEVAM EDECEK