Şimdi de en dikkat çeken yolumuzda çalba (verbascum) ballıbaba da denen bu bitkinin tatlı usareleri zemine bile dökülmüştü. Bilindiği gibi arılar bu usarelerden bal alıyorlardı. Yoğun bir şekilde yemlenen arılar dolu dolu topuklarıyla kovanlarına...
Şimdi de en dikkat çeken yolumuzda çalba (verbascum) ballıbaba da denen bu bitkinin tatlı usareleri zemine bile dökülmüştü. Bilindiği gibi arılar bu usarelerden bal alıyorlardı. Yoğun bir şekilde yemlenen arılar dolu dolu topuklarıyla kovanlarına bal taşıyorlardı. Bu bitkinin balı o bölgede çok meşhurdu ve kıymetliydi. Henüz kıra yeni çıkmışken önümüzdeki koyaktan sayılarını bile tam yapamadığımız erkekli, dişili, oğlaklı bir sürü hayvan püskürdü. İçlerindeki tekelere birkaç kurşun ben birkaç kurşun Ahmet boşa sıktık. Tekelerin hiç biri ne yaralanmış nede vurulmuştu. Barcın Yaylası’nı görebileceğimiz yüksekliğe çıkınca artık avlığa hakimdik. Dürbünle etrafı tararken uçurumların başladığı yerde bir say da bir tek teke tek başına yatıyordu. Ahmet’e başarabilirsin buyur dedim. Ahmet tüfeğinin dürbün kılıfını çıkardı, sağ elinin işaret parmağını boşta bırakan özel eldivenini eline geçirdi, tüfeğinin üstüne yattı. Keskin nişancıların hepsinde bu özellik var mıdır bilmem ama Ahmet ile ileride bahsedeceğim yeğenim Kerim tüfeğin üstünde çok vakit harcarlar. Defalarca nişan pozisyonu alırlar, defalarca ciğerlerini havayla doldururlar. Ben hayatım boyunca tüfeğin üstünde o kadar sabırlı olamadım. Ben de tüfeğimi önümdeki taşa dayayıp tekeyi dürbünümle göz hapsine aldım. Tüfeğin patlamasıyla sayın üstündeki teke bir irkildi ve aynı pozisyonda aşağı kaydı. Hilmi’ye hadi dedik sen onu al, Oğuz Yaylası’na in. Ahmet ile bizde geldiğimiz yerden geri döndük. İnişi tamamlayıp Karakurt Deresi’ne ulaşınca önümüzdeki yolakaya seyrek aralılarla damlayan kan Hilmi’nin tekeyi yüklenip bizden önce geçtiğinin işaretiydi. Hilmi’nin bu çabukluğu ve Fehmi gibi bizi yalnız bırakmayışı hoşuma gitmişti. Ahmet’e bu çocuğu ödüllendirelim dedim. Büyük usta Yaşar Kemal’in bazı romanlarında kahramanlarının bir sıfatı vardır. Bizde gel Hilmi’ye bundan böyle Yel Hilmi diyelim .olur dedi Ahmet. Kendine bildirelim beğenirse öyle çağıralım. Yıllarca dostluğumuzun devam ettiği Hilmi’nin adı artık Yel Hilmi’ydi. Oğuz Yaylası’na bizde geldiğimizde saydan kayıp uçan tekenin boynuzunun birinin çıktığını gördüm. Yalnız teke dikkat çekecek kadar semizdi. O kadar semizdiki kasıkları besihanedeki boğalar gibi kırış kırıştı. Hilmi’ye soy, parçala iki budunu bize çıkar Köprülü’de Ahmet’in anne babasına bırakalım. Artan kısmından sen istediğin kadar al. Öbür taraflarını da çobanlara ve arıcılara dağıt dedi. Önümüze ilk rastgelen Mehmet isimli bir arıcıdan da biraz bal alıp dönüşe geçtik. Köprülü’de Ahmet’in anne babasının hayır dualarını alıp yolumuza devam ederken yol kenarında bir sürü kekliği akşamüstü yemlenirken gördük. Arabada zaten çifte hazırdı. Ahmet arabayı yavaşlattı, bende sürünün içine çiftenin iki gözünü birden boşalttım. Tuhaftır sanki tüfeğin içinde saçma yokmuş gibi bir tek bile keklik düşmedi. Keklikler sağımızdan kıvrılıp bir tümseği aştılar. Kekliklerin vurulmaması bende hırs yapmıştı. Kekliklerin indiğini tahmin ettiğim tümseğin önüne indim. Keklikleri tekrar bulup dört tanesi vurdum. Arabaya döndüğüm zaman bak dedim Ahmet’e, avcılık böyledir. Can vermeden can alınmaz. Hak etmeden bir şeye asla ulaşamazsın.
DEVAM EDECEK